Günümüzde her şeyin sentetiği yapılabildiği gibi hayallerin de sentetiği üretilebiliyor. Televizyon, bir hayal üretme cihazı olarak, yitirilmiş sahici hayallerin yerine sentetiklerini koydu.
Duymamaya, görmemeye, hissetmemeye çalışmak sadece korkaklık olur. Merhameti yüreğinde taşıyan insan başını öte yana çeviremez. Aksine ıstıraba daha da sokulur, daha da yakınlaşır.
Terziye dinlen demişler ayağa kalkmış.
Genellemelerin, vasatlığın, aynılığın, Heideggerce söylersek hergünkülüğün cehenneminde yaşıyoruz. Sabahlar belli, akşamlar belli. Yapılacak, yetiştirilecek işler, gidilecek mekânlar, izlenecek diziler, okunacak kitaplar bile bellidir. Yollar, hep aynı caddeler, sokaklar... Daralan, sıkışan, tekrarın cehennemindeki ve fakat bu tekrardan bir ritüel çıkaramayan modern (modernist mi demeliyiz) insan.