Eşitlik kavramını sıkça deyişlerinde görürüz.
Çoğu kez aynı çıtada izlenmeleri gerektiğini düşünürler. Bakıldığında bir hâk savaşı olarak görülebilir fakat derinliğine indiğinde az insan esas gerçeğin farkında olacaktır.
Eğer amaç adaleti istihdam etmekse erkeğinde kadının da adaletin terazisine göre hüküm görmesi gerekiyor. Hiçbir cins bundan kaçmamalı !
Fakat eğer eşitlik konusunda bir savaş verildiyse eşitlik istihkak değildir ve adalete mânidir.
Eşitlik biçiminde ki temel faktörlerin incelenmesine gelirsek bunu fıtrat( yaratılış) kökenine inmeden açmak gerekiyor öncelikle..
Zira fıtrat denilen durumunda kabul edilmeyişiyle karşı karşıya kalınıyor.
Ozaman hayatın temel safhalarında ki örnekler kadın hak ve özgürlükleri iddiasında bulunan her feministe cevap niteliği taşıyacaktır.
Temel eşitlik ilkelerine göre namus kavramının sadece ona indirgenmesi, gece sokağa çıkma meselesi, korunma ve sahiplenmeye karşı rahatsız olmak, ev işlerini kölelikle eşit görme durumu, cinsel obje olarak görülmekten rahatsızlık, özgürce giyinme tabi bu bazen çıplak giyinme ruhsatı da sunuyor kendisine, ataerkil toplumda yaşadığını söyleme gibi aklımıza belki de gelmeyen pek çok problemi irdeleyelim.
Namus kavramı üzerinde fazla durmamakla beraber daha çok iffet kavramını tercih edip onun üzerine duralım.
Burada elbette eşitliğin olmasını savunmalıyız zira Yusuf peygamberin kadından kendisini sakındığı o üstün meziyet iffetten başkası değildi fakat tarih boyunca bu meziyetler bir kadına daha çok yakıştığından mı ya da kadınların gözlemleriyle bunun bir ip gibi boyunlarına dolamalarında mıdır bilemeyiz ama sonuç olarak iffet her iki cinse de has bir özelliktir. Toplum kabul etmese de..
Gece sokağa çıkma problemi daha çok özgür medeniyet tasavurundan yola çıkılarak düşüncelere