Çook koyu bir Açlık Oyunları hayranı olarak (evet bunu utanarak değil gururla söylüyorum çünkü 12 yaşında okuduğum ilk fantastik seriydi hata bana kitap alışkanlığını kazandıran ilk seriydi ama tabiki burada bundan bahsetmeyeceğim) seri boyunca iliklerime kadar nefret duyguları beslediğim Başkan Snow'un hikayesini okuyacak olmak beni çok germişti ve bu kitap çıktığı günden beri kitaplığımda sürünüyordu. En sonunda ne yapalım her kötü karakterin bir hikayesi vardır onu kötü karakter yapan şeyler vardır diyerek Snow'a sempati duyabilme ihtimalimi de alıp okumaya başladım.
Kitabın ilk kısmı yavaş ilerlese de sıkıcı değildi ama kitabın en güzel kısmı kesinlikle ikinci kısmıydı. Yıllar sonra kendimi yine arenada bulmak çok garip ama tatmin edici duygular yaşattı bana ama üçünü kısma geçtiğimde hikayenin gidişatı birden çok yavaşladı kitabı elimden bırakacak gibi oldum. Kitabın en sevmediğim yani kesinlikle son 2 bölümdü yani böyle alakasız böyle pat diye yazılan bir final olmamalıydı kesinlikle ama yine de söz konusu Snow olunca finalde yaptığı şeyler ve aldığı kararlar tam da ona yakışır şekildeydi.
Kitabı okurken bir an bile Snow'a sempati kurmadım veya üzülmedim dersem yalan olur ama Snow'a empati duyduğum anlarda hep yanında Lucy Gray vardı. Benim güzel kızım Lucy Gray. Öylesine bağlandım ve aşık oldum ki bu karaktere kesinlikle böyle bir finali hak etmiyordu.
Kitabı okurken bir kez daha anlıyorsunuz ki Snow karakterini kötü karaktere dönüştüren bir travması yok o doğuştan kötü. Bazı yerlerde evet aşkı için yaptı, evet ailesi için yaptı diyorsunuz ama Snow için en başından beri sadece kendi vardı. Her olay sonrasında karakter kendi vicdanını rahatlatmak için bunu Lucy için yaptım dese de biraz düşündüğünüzde hep başarı hırsı, yönetme hırsı bir bakıma koltuk sevdası için