İkinci Abdülhamid devri İstanbul’unda, dar bir sokağın içinden bütün bir medeniyetin iki yakası anlatılıyor. Beni asıl içine çeken, romanın kalbindeki gerilimdi: bir yanda cehennemi cennetten canlı anlatan İmam dede, öbür yanda hayata “ilâhî bir şaka gibi” bakan Mevlevî Vehbi Dede. Rabia bu iki dünya arasında büyüyor; dinin korkuyla mı, aşkla mı yaşanacağı sorusu satırların altından akıp gidiyor.
Bende en çok kalan, romanın sevgiye bakışı oldu: “Sevmek demek, sevdiği için ceza görmeyi göze almak demektir.” Sinekli Bakkal sadece bir dönem romanı değil; korkunun değil sevginin diniyle ilgili bir kitap. Tavsiye ederim.