Öylesine doğru ki bu, biz kendimizden iyi olanlara nadir olarak bel bağlarz. Daha çok onların toplumundan kaçarız. Tersine, çoğu zaman kendimize benzeyen bir zayıflamamızı paylaşan kişileri açarız içimizi.
Doğru konuşalım: Unutkanlıklarımın övgüye değer olduğu da oluyordu. Dikkat etmişsinizdir, inancı, tüm hareketleri bağışlamak olan insanlar vardır, bu hareketleri bağışlarlar gerçi, ama hiç unutmazlar. Ben hareketleri bağışlayacak kadar iyi bir yapıda değildim ama sonunda onları unutuyordum hep. Benim kendisinden nefret ettiğime inanan biri, onu geniş bir gülümsemeyle selamladığımı görünce apışıp kalıyordu. O zaman, yapısına göre ya bendeki ruh büyüklüğüne hayran kalıyor ya da ödlekliğimi küçümsemeyle karşılıyordu, oysa bu davranışımın nedeni daha bahsetti: adını bile unutmuştum adamın. İlgisiz ya da nankör kılan aynı sakatlık o zaman büyük ruhlu hale getiriyordu beni.
Gelecekteki tarihçilerin bizim için ne diyeceklerini düşünüyorum bazen. Günümüz insanı konusunda bir tümce söylemek yetecektir onlara: Zina ediyordu ve gazete okuyordu.