“…dört buçuk yaşın tertemiz,güçlü,çoşkulu ve henüz cesareti kırılmamış bir hayal gücü gerekli, yaşamın bize el sürmekten henüz çekindiği, ne sorumluluk ne de suç yüklemeyi göze aldığı o yaşlarda, dünyanın bizden hiçbir şey beklemediği ve bizim görmemize,duymamıza, gülmemize,hayranlık duymamıza ve düşler kurmamıza izin verdiği o yıllarda…”
“Ama gece yarısı açık gözlerle yatakta yatarken karar vermek,yalnız başına ve kimsenin bir öğüdüne başvurmaksızın kendi yaşamı üzerine evet ya da hayır demek zorundayken bu özlü sözler insanı avutabilir mi?”
“Çünkü sözlü olarak söylenen şeyler daha canlı ve doğrudan etkili olsalar da yazılı sözcüklerin üzerinde rahatça düşünebilme ve değerlendirme yapabilme imkanı var. Yazan tarafından iyice düşünülüp taşındıktan sonra kaleme alındığı gibi okuyan da her cümleyi yeniden okur ve üzerinde düşünme fırsatı bulur.”