Bu, nikbin devrin masalları gibi, kırk gün kırk gece süren düğünlerin sevinciyle bitmiyor. Biz onlardan çok uzağız. Onlar kadar sevmiyoruz, kendimizi vermiyoruz, şüphe ve tereddüt ediyoruz.
Fakat bana öyle geliyor ki bu devre de kapanıyor. İçimde ve dünyanın her tarafında. Lambalar söndü. Yeni bir sahne üzerine perdeler açılmak üzere. Sol tarafta ayaklarını vuranlar ve sahnede kendi cennetlerini görmek için sabırsızlananlar var. Ben koltuğumda hareketsizim. Bakıyorum, bekliyorum ve namütenahi imkanlardan herhangi biri ancak şeniyyet(gerçeklik) alemine geçtikten sonra, onu izah etmeye hazırlanıyorum. Bir şey anlamak veya anlatmak için değil; sadece beynimin herhangi bir şey çiğnemek için gıcırdayan dişlerinin arasına bir fikir sakızı atmak için.
-SON-
Bence kitap bir defa okumak için yazılan bir şey değildir. Bazı tanıdıklarım haftada üç dört kitap okuyorlar. Onlara hayret ediyorum. Kitap. Nasıl diyeyim... İçinde yaşadığımız ev gibi olmalı, vatan gibi olmalı , ona alışmalıyız, bağlanmalıyız, köşesini bucağını gayet iyi tanımalıyız, her noktasına hatıralarımız karışmalı. Değil mi? Bir musiki parçası gibi... Her vakit başka başka eserler okuyanlar, iki üç günde bir dostlarını, evlerini, vatanlarını değiştiren insanlara benzemezler mi?