Kitabı okuyup bitirmem çok uzun bir süreye yayılmış olsa da ondan almış olduğum hazzın önüne geçemedi bu durum. Sabahattin Ali’nin romanlarda çok sevdiğim bir şey var: Olaylardan ziyade kahramanların iç dünyalarının adeta bir film izliyormuşçasına betimlenerek ön planda tutulması, olayların sanki tüm bu duygu ve düşünceleri yansıtmak için bir araç olarak kullanılması… Örneğin Kübra ve annesi Yusuf’un hayatından gelip geçen iki karakterdi sadece.
Sabahattin Ali’nin duygu ve düşünceleri son derece gerçekçi tasviri, hiç bahsedilen durumda bulunmayan bir insanı bile olayın öznesiymiş gibi hissettirebilir. İçimizdeki Şeytan’dan da aynı sebeple bu kadar etkilenmiştim, hatta Kuyucaklı Yusuf’tan daha fazla.
Keşke Sabahattin Ali’nin daha fazla romanı olsaydı, hepsini merakla okurdum kesinlikle.
1900’lü yılların Türkiyesi ile bugünün Türkiyesi’nin adaletsizlik konusunda aynı olması ise yürek burkuyor.