• Atatürk, kurtuluş savaşı, ilkeler ve devrimleri hakkında gerek yurt içinde gerekse yurtdışında sayısız yazı, kitap ve kaynak bulunmaktadır. Tarihin akışını değiştirebilmiş bir lideri doğru anlayabilmek, fikirlerini analiz edebilmek hepimizin temel gayesi. Bu sebeple tarihten takip etmek kadar yakınında yer almış insanlarla yaşadığı anıları, düşünceleri ve duruşunu okumak bizlere karakter yapısı ve düşünme biçimi hakkında fikir verecektir. Bazen gerçekten de terzi kendi söküğünü dikemiyor, bir insanı anlamak diğer insanların gözlemiyle beraber oldukça başarılı bir hale bürünebiliyor. Atatürk’ün yaşamı boyunca sıkı dostu olarak bulunmuş Falih Rıfkı Atay da işte bize “Çankaya” adlı kitabı ile yaşadıklarını birinci ağızdan aktararak çoğu bilinmeyene ışık tutuyor, soru işaretleri ve belirsizlikleri silebiliyor. Kitapta birçok yeni bilgi ile karşılaşacağınızı tahmin ediyorum. Atatürk ile kalın, cumhuriyet ile kalın, hoşçakalın :)
  • 1923 yılında modern bir şekilde kurulan Türkiye Cumhuriyeti dönemin birçok liderinin dikkatini çekmişti. Roosevelt, Stalin, Mussolini, Hitler, Churchill'de ülkemizi merakla ve hayranlıkla takip eden liderler arasındaydılar. Atatürk'ün yaşantısına ve 'Bir Milletin Yeniden Doğuşu'na oldukça meraklı olan Winston Churchill ülkesindeki en yetkin tarihçilerden biri olan Patrick Kinross'u (Lord Kinross) buldu ve 1952 yılında bizzat Churchill tarafından Atatürk hakkında araştırma yapmak ve biyografi yazmakla görevlendirildi. Bu amaçla beraber ülkemize gelip uzun yıllar ülkemizde yaşayan Kinross çeşitli kaynak, gözlem, röportajlar ve tarihi kaynakların yardımıyla "Atatürk" kitabını bitirebilmiştir. Kitap öyle bir noktaya erişmiştir ki günümüzde dahi bir yabancının Atatürk hakkında yazdığı en iyi kitap, en iyi kaynaklardan biri kabul edilmektedir. Türk yazarlarımız haricinde atamızı bir de yabancı gözler ışığında okumanın Türk milleti olarak bizlerin ne kadar şanslı olduğunu gözler önüne sereceğini düşünüyorum. Kitap hakkındaki yazımı da The Times'ın yorumuyla bitireyim; "Bu kitap çağdaş Türkiye'yi yaratan ve tarihin akışını değiştiren büyük önder hakkındaki birçok bilgi eksiğini giderecek bir araştırma ürünüdür. İşte, şimdiye kadar yayınlanmış en kapsamlı 'Atatürk' incelemesi... 'Atatürk büyüleyici ve gizemli bir kişilik olarak belleklerde kalıyor."
  • Budizm, tarihin bize gösterdiği biricik sahici pozitivist dindir, bilgi kuramında bile , artık, «günaha karşı savaş» demez, gerçekliğin hakkını
    vererek, «acıya karşı savaş» der.
  • Kırk yıllık polislik hayatında , Kasdan bir gerçeği öğrenmişti. Ne kadar çok birim işin içine girerse sonuç o kadar hüsran oluyordu. Bu birimlerin yaptığı tek bir şey vardı : kırtasiyecilik ; bilgi akışındaki ağırlık ve sürekli karar değişikliği.
  • Kitapta yazarın
    *Neden Yazıyorum
    *Aslan ile Tekboynuz: Sosyalizm ve İngiliz Dehası
    *Bir İdam
    *Bir Fili Vurmak adlı denemeleri yer alıyor.

    Sel Yayıncılık’ın kitaba “Neden Yazıyorum” ismini vererek hata yaptığını ve okuyucuyu yanılttığını düşünüyorum. Bu isim bana Orwell’ın kitaplarını nasıl yazdığını, yazma alışkanlıklarını, nelerden ilham aldığını ve kitaplarını yazma süreçlerini anlatacağını düşündürdü ama kitapta bu konularla ilgili bir bilgi yok. “Neden Yazıyorum” on sayfalık kısa bir yazı. Merak ettiğim, okuyacağımı düşündüğüm sorulara cevap verme konusunda yetersiz. İkinci yazı, kitabın en uzun ve, bana göre, en sıkıcı yazısı. Son iki yazıyı yazarın anısı olarak düşünebiliriz.

    Yayınevi kitaba “Yazılar” gibi genel bir başlık atsa hem kitabın içeriğine daha uygun olurdu hem de insanları yanlış beklentilere sokmazdı diye düşünüyorum. Maalesef şimdiye kadar okuduğum bütün Orwell kitapları içinde en beğenmediğim kitap bu oldu.
  • Genel kanı ile şair olarak tanıdığımız Atilla İlhan'ın deneme ve romanları da şiirleri kadar kalitelidir. Şiirdeki üstün ustalığı sebebiyle ne yazık ki bu türlerdeki yapıtları çok fazla bilinmemekte veya ikinci plana atılmaktadır. Atilla İlhan'ın şiirlerindeki güzel ahenki tattıysanız roman ve denemelerinde de benzer tadı bulacağınızı garanti edebilirim. İşte böyle bir yazarın Atatürk hakkında ilginç bilgi ve yazarlık deneyimiyle yazdığı deneme türündeki bu kitap sizde bambaşka bir bakış açısı yaratacak ve oldukça şaşırtacaktır. Bu kitap tıpkı Nutuk gibi her vatandaşımızın okuması gereken temel eserlerden biri, aydınlandığınız ve aydınlattığınız nice günler olması dileklerimle.
  • 1) İslâm’ın erken döneminde Araplar manevî uyanış havasına ve zaferlerden doğan güvenlerine paralel olarak güçlü bir bilgi susamışlığıyla doluydular; böylelikle öğrenmeye tutkun ve yabancı unsurları almaya hazır haldeydiler.
    2) Bu şuuru yansıtan yeni din, bilimleri engellemediği gibi üstelik teşvik etti.
    3) Emevi, Abbasi hanedanları ve diğer devlet adamları bilimleri birçok yönden desteklediler.
    4) Diğer dinlerin kültür taşıyıcılarına karşı, memleketlerinin fethedilmesi sonrasında Müslümanlar tarafından iyi davranıldı, değer verildi ve onların yeni topluma katılmasını sağladılar.
    5) Daha birinci yüzyıldan itibaren İslâm toplumunda, Avrupa’nın Ortaçağ’da ve sonrasında malumu olmayan, eşi görülmedik, verimli bir öğretmen öğrenci ilişkisi gelişti. Öğrenciler sadece kitaplardan değil, bunun yanı sıra doğrudan doğruya hocalar tarafından verilen dersler yoluyla bilgiler edindiler. Bu, öğrenme eylemini kolaylaştırıyor, böylece güvenilir bir bilginin garantisi
    oluyordu.
    6) Doğa bilimleri ve felsefe, filoloji ve edebiyat başlangıçtan beri, teolojik değil, dünyevi bir anlayışla yapıldı ve sürdürüldü. Bilimlerle uğraşmak, sadece din adamları sınıfının imtiyazı değildi, bütün meslek gruplarına açıktı. Bu yüzdendir ki biyografik ve bibliyografik eserlerde Arap-İslâm kültür dairesinin
    çoğu bilim adamının baş adları meslek nitelemeleridir, terzi, ekmekçi, marangoz, demirci, deve sürücüsü ve saatçi gibi.
    7) Daha 7. yüzyılda camilerde umuma açık ders faaliyeti başladı. 8. Yüzyılda önemli filologlar, edebiyatçılar ve tarihçiler büyük camilerde kendi eğitim kürsülerine (usṭuvāne) [sütun] sahiptiler. Bu eğitim öğretimde derslerin ve tartışmaların nasıl olduğuna ilişkin bize ulaşan haberler yüksek bir akademik stile tanıklık etmektedirler. Bu büyük camiler, 5./11. yüzyılda devlet üniversiteleri kurulana kadar kendiliklerinden ilk üniversitelere dönüştüler.
    8) Arap yazısının karakteri, Arapçanın kolay ve hızlı yazılmasına imkân tanıyordu ve böylelikle kitaplar çok geniş bir yayılma alanı bulabildi.
    9) Hızlı ve köklü bir şekilde gelişen filoloji, bilginlere eserlerinin redaksiyonu ve yabancı dillerle olan ilişkileri için sağlam bir temel sağladı.
    10) Yabancı terminolojilerin alınması ve benimsenmesi, tam tanımlama ve bilimsel kesinlik için bakış açısını keskinleştirdi, kendine özgü Arapça terminolojinin ve bilimsel dillerin oluşturulmasına götürdü.
    11) Yazılı aktarım, önce Hicretin ilk yüzyılından beri ilerletilen geleneksel papirus endüstrisi ile daha sonra ise Çin’den alınan ve İslâm dünyasında yazı malzemesi olarak geniş bir yaygınlık kazanan kâğıdın üretimi için imalâthaneler kurulmasıyla da ciddî biçimde desteklendi.
    12) 10. yüzyılda daha iyi ve daha uzun süre kalıcı mürekkebin, bir tür karışım olan isden mamul demir palamutu mürekkebinin (karışımda bulunan ögeler: demir sülfatı, meşe palamutu ekstresi, gummi arabicum/arap zamkı ve su) geliştirilmesi siyah koyu bir yazıyı mümkün kıldı, böylece yazıların zaman içerisinde solmadan veya kahverengileşmeden daha uzun süreli kalıcılığı sağlandı.