Şimdi düşünün, Talha Uğurluel’le aynı masada oturmuşuz, çayımızı yudumluyoruz. O başlıyor anlatmaya: “Bak, Hz. İbrahim’in doğum yeri Basra Ur değil, Harran olabilir. Çünkü son kazılar bunu gösteriyor.” Sen de dinlerken kafanda taşlar, mağaralar, eski şehirler canlanıyor. Tarih kitabı değil, resmen muhabbet. En çok hoşuma giden tarafı şu: akademik bir dil yok, kasıntı yok. “Bak şu taş, binlerce yıl önce şunu görmüş olabilir” diye anlatıyor. Sen de ister istemez kafanda canlandırıyorsun. Harran’ın mağara mezarlarını, Nemrut’un gölgesini, Urfa’nın taşlarını… Hepsi birer sohbet konusu gibi.
Bir de kitabın samimiyeti şu noktada ortaya çıkıyor: Hz. İbrahim’in “Ben batıp kaybolanları sevmem” sözünü alıp bugüne getiriyor. Yani sadece tarih değil, aynı zamanda bir hayat dersi. Okurken “vay be, bu söz hâlâ geçerli” diyorsun. Sonuçta Kur’an’ın Anlattığı Tarih 2 benim için bir ders kitabı değil, bir yol arkadaşı oldu. Hem bilgi veriyor hem de sohbet ediyor. Sanki kahvede oturmuşuz, çayımızı yudumlarken “Urfa’da şu kazı yapılmış, Harran yeniden konuşmaya başlamış” diye anlatıyor. Samimiyetle tavsiye ediyorum.