Eğer bilmek, iman etmenin veya inanmanın yerini tutabilseydi veya iman edilen şey aynı zamanda bilinmesi yapısal olarak mümkün bir şey olsaydı, o zaman dine gerek kalmaz, bir süre sonra inancın yerini bilgi alırdı.
Tarihte ilk defa hükümetler, şirketler ve bireyler yakın geleceklerini planlarken savaşı olası bir durum olarak değerlendirmiyor Nükleer silahların, savaşları süper güçler arasındaki çılgın bir toplu intihar girişimine dönüştürme ihtimali, dünyadaki en güçlü milletleri sorunların çözümü adına farklı barışçıl seçenekler bulmaya yönlendiriyor. Bununla beraber hammaddeye dayalı küresel ekonomi modeli de bilgi ekonomisine dönüşüyor, önceden altın madenleri, buğday tarlaları ve petrol kuyuları gibi maddi malvarlıkları temel zenginlik kaynaklarıyken, bugün en büyük zenginlik kaynağı bilgi hâline geldi. Savaşla petrol kuyuları ele geçirebilirsiniz, ama bilgiyi bu yolla elde edemezsiniz. Bilgi en önemli iktisadi kaynak hâline geldikçe savaşların kârlılığı da azaldı; ve savaşlar; hâlâ eski usul hammadde ekonomileriyle yürüyen Ortadoğu ve Orta Afrika gibi belirli bölgelerle sınırlanmaya başladı. 1998’de Ruanda’nın, komşu Kongo’daki koltan madenlerini ele geçirip yağmalaması bir anlam ifade ediyordu; cep telefonu ve laptopların üretiminde kullanıldığı için yüksek talep gören koltanın, dünyadaki rezervlerinin yüzde 80’inin kontrolü Kongo’nun elindeydi. Yağmaladığı kokandan yılda 240 milyon dolar kazanan yoksul Ruanda açısından bu çok ciddi bir paraydı.Buna karşılık, Çin’in California’ya saldırıp Silikon Vadisi’ni ele geçirmesinin hiçbir manası yok; Çinliler savaş meydanında üstün gelseler de Silikon Vadisi’nde yağmalayacak silisyum madenleri bulamayacaklar. Bunun yerine, Apple ve Microsoft gibi ileri teknoloji devlerinin programlarını satın alan Çinliler, aynı şirketlerin ürünlerinin imalatından milyarlarca dolar kazanıyorlar. Kongo koltanını yağmalayan Ruanda’nın bütün bir senede kazandığını barışçıl ticaretle tek bir günde elde etmeyi başarıyorlar.
Üniversitelerde gençlik eğitimi güdenlerin sayısı bilgi edinmek isteyenlerinkinden çok.
Üniversite öğrencileri okul ile yetişmişlik arasındadırlar. Bu yüzden onların bilime mi yoksa yaşamaya mı saptıklarını çokluk anlayamayız. Hele üniversiteyi ezbercilik sırasıyla bitirip de hiçbir yöne sapamamış olanlar onları hiç anlayamaz.
Bu konuda en çok yakınanlar da bunlardır. Çünkü ne bilime yönüktürler ne de genel yaşamaya. Gençlikçiler sınavlarını atlatamamış olmanın güveni ile çalışmaya koyulurlar. Ezberciler ise sınavlarını yersiz aşmanın güvensizliği ile çabalamaya koyulurlar.
Bu arada, üniversitelerden birkaç bilim adamı çıkar. Yaşama süresi kendi içinde akar. Toplum yaşayışında bir başka düzen kurulur:
a) Kendilerini yetiştirenler.
b) Kendilerine yetişmesi gerekenler.
Ben bütün bu insanlarla birlikte tek bir kuşku götürmez, kesin, açık bilgiye sahibim. Bu bilgi akılla açıklanamaz, aklın dışında bir şeydir, ne nedenleri, ne de sonuçları vardır.
Eğer iyiliğin bir nedeni varsa, o artık iyilik değildir; eğer iyiliğin bir sonucu, yani ödülü varsa yine iyilik değildir. Demek ki iyilik, neden ve sonuç zincirinin dışındadır.
Bunu ben de biliyorum, hepimiz de biliyoruz.
Oysa ben bir mucize arıyordum, beni inandırabilecek bir mucize görmediğim için hayıflanıyordum. Al işte tek olabilecek, her zaman var olan, beni her yandan sarmış biricik mucize ve ben onu fark etmemişim!