Özleم

Puan vermedi·306 syf.··
Beğendi
·
2019 10. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2019 23:53
Bu dünyadan bir Oğuz Atay geçti, ne tuhaf. Oğuz Atay net olarak benim tanıdığım en 'şahsına münhasır ' ve en ilginç yazardır. İlk Tutunamayanlar ile tanımıştım kendisini. Dile, adeta bir karakter gibi romanda yer vermesine hayran oldum. Daha sonra hikayelerini topladığı Korkuyu Beklerken ile romansı öyküleriyle tanıştım. Geçen ay da Tehlikeli Oyunlar 'ı okuyunca artık Günlük 'ü okumalısın dedim kendime. Yazarın son yedi yılını kapsıyor eser tarihsel olarak, ama söz konusu fikirlerse tarihin ne önemi var. İlk sayfadan kendinizi yazarın beyninde buluyorsunuz. Meselelerine sizi de ortak ediyor. Ve benim için en müthişi şu oldu ki; eserinin oluşum sürecine ortak olma şansı yakalıyorsunuz. adım adım romanın/oyunun/hikayenin yazarın kafasında nasıl şekillendiğine şahit oluyorsunuz ve bu paha biçilmez bir şey. Sanki Oğuz Atay masasının başından size dönüp " Böyle işte! " diyor. Ayrıca yan sayfalarda günlüğün orijinal metni olması da okura yapılmış büyük bir jest bana kalırsa. Oğuz Atay kalemini sanki gözünüzün önünde oynatıyor ve bu satırları meydana getiriyor. Yazdıkları, okudukları, emelleri, oyunları, hastalık süreciyle bir yazar için mahrem olabilecek ama aynı zamanda kendini düşünmeye ve düşünceye adamış bir insan için mazur görülebilir bu eser Oğuz Atay'ı tanımak isteyenler için açık adres diyebilirim. Bu eseri okuduktan sonra son sözüm şudur: "Artık iflah olmaz bir Oğuz Atay hayranıyım!"
GünlükOğuz Atay · İletişim Yayınları · 20207,3bin okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·268 syf.··
2018 21. kitabı
Öncelikle bir itirafla başlamak zorundayım. Okumak üzerine fazlaca gelgitlerim vardı bir dönem. Eğer zaman ayırıp okuyacaksam; o kitap bana somut bilgiler aktarmalı, beni daha bilgili bir insan yapmalı diye düşünürdüm. Bu düşünce bir dönem beni roman ve öykülere mesafeli olma zaruretinde hissettirmiştir. Bunun bir fikir değil, tamamen bilgisizlikten ve hatta tabiri caizse ‘çömezlikten’ ileri geldiğini anlamam Peyami Safa’nın “Yalnızız” romanını okurken bir kıvılcım gibi içime düştü. Ardından Tarık Buğra’nın “Dönemeçte” romanını okuduğumda kıvılcım alev aldı diyebilirim. Evet, kitap bir şeyler bildirmelidir bizlere lakin bunlar bazen bir duygu, bir heyecandır. Romanda kahramanla birlikte onun yaşadığı dönemi tecrübe eder, hisleriyle hislenir, fikirlerini tartışırız. Roman bizi bir makale sıkıcılığından alıp bir hikayenin içine atar ve biz o hikayede hiç hissetmediğimiz belki de hissedip hatıralar arasına sakladığımız duygularla karşılaşma imkanı elde ederiz. Bunu fark ettikten sonra çıktı karşıma neyse ki “Sabahattin Ali”. Sabahattin Ali 1907’de Gümülcine’de doğdu. 1948’de Kırklareli’nde öldü. Lakin yazar(ve elbette şair), pek kısa olan ömründe bedeli ödenmiş eserler bıraktı geriye. “Bedel derken?” diyorsanız:“Aldırma Gönül” şiirini Sinop cezaevinde yazmıştır diyeyim, siz anlayın. Henüz tanışmadıysanız kendisiyle, geç kalmayın derim. “İçimizdeki Şeytan”, kaleme aldığı üç romanından ikincisi. ‘Ömer’ karakteriyle sesleniyor bize yazar. Dönem gençliğinin ve hatta insanının fikir çatışmalarını, hatta fikirle çatışmalarını görüyoruz. Ve elbette ‘aşk’ ile işliyor derdini. Bir şey var bizi olmak istediğimiz insan olmaktan men eden. Bizi biz olmaktan çıkarıp, bize kendimizi unutturan bir şey var. İçini kurcalıyor yazar roman boyunca, içimizi kurcalıyor. “İçimde bu ürkek
İçimizdeki ŞeytanSabahattin Ali · Yapı Kredi Yayınları · 2019208,7bin okunma