Sesinle tamamlanmayan hiçbir müzik, melodi bile değil nazarımda; O çalacak bir taraftan ama sen mutlaka bir şeyler mırıldanacaksın o müzikle birlikte. Şiir olur ne bileyim nesir olur, belki bir anını anlatacaksın, belki saçma sapan tınılar dökülecek dudaklarından… ben senin sesini dinlerken kadehimdeki kırmızı şarap, başından aşağı döktüğüm gülleri anımsatmalı bana her aldığım yudumda… olmazsa olmaz bu.!
Sen bir akşamüstü ağaçların arasında yürürken, etrafına dökülen yapraklara henüz havadayken kokun sinmeli. Ardından başka bir vakit ben geçtiğimde yine o yoldan, senin kokun sızlatmalı burnumun direğini, ayak izlerine basa basa yürümeliyim tıpkı çay bardağında bıraktığın dudak izlerinin üzerinden aynı bardakla senden sonra çay içiyormuş gibi olmanın hissiyatına gömülmeliyim… olmazsa olmaz!
Bir dilek havuzuna attığın yirmi beş kuruşluğu, yüzlerce bozuk para içinden bile tanıyabilmeliyim; ki onu atarken parmak izlerin kalmıştır turasında, yazısında. Kaldı ki kimselerin eğilip almaya tenezzül bile etmediği ve üstünden geçen senelerle beraber yosun bağlasa bile o bozukluk, kumsalda bir zümrüt taşı gibi gözümü kamaştırmalı diğerlerinin arasında… olmazsa olmaz!
Gece yatarken dilinde dua değilsem bile, sabahın ilk ışıkları tenini ısıtamıyorsa artık bir bahar sabahı, kalkmak istemediğin sıcak yatağında olamasa bile en sevdiğin, bari sadece çay içerken geliyorsam aklına ve bu yüzden sitem ediyorsan her Allah’ın günü kahpe dünyaya “olsun, hiç değilse birlikte nefes aldık aynı kentte” diyebilmelisin… olmazsa olmaz!
Yediğin her darbede ayakta kalabilmenin gururunu yaşıyorsan kendi adına, duruşun başkalarına da ibret oluyorsa sence, “yaşadıklarımı yaşamamış olsaydım yaşamış olur muydum! “diye sorduğunda beynine, anında bir telgraf mesajı geliyorsa kalbinden “ hayır, asla!”