Richard Brautigan’ın Yani Rüzgar Her Şeyi Alıp Götürmeyecek romanının sonunda yer alan Cem Tunçer’in kısa yazısını okurken, kendisinden çok daha fazlasını beklemiştim. Hatta o birkaç sayfalık yazı, bende bu romanın tamamından daha fazla iz bıraktı.
Yaklaşık bir saatte okunabilecek kadar kısa ve oldukça basit bir dille yazılmış bir kitap. Derinleşmeyen, çok tanıdık bir hikâye yine oldukça alışıldık bir yerden anlatılıyor. Kitabın bende yeni bir düşünce, yeni bir duygu ya da beklenmedik bir sarsıntı yaratmadığını söyleyebilirim.
Bir de metinle arama mesafe koyan başka bir şey daha vardı. Bunun bilinçli bir tercih olup olmadığını bilmiyorum ama bazı cümlelerde bana kültürümüze ait olmayan, sanki Türkçeye çevrilmiş bir metin okuyormuşum hissi verdi. Ben okuduğum metinlerde kültürün kokusunu hissetmeyi severim ve özellikle yerli yazarlarda bambaşka bir keyif verir bu unsur. Ne yazık ki bu kitapta yer yer Amerikan dublajı izliyormuş yahut yabancı bir yazarı okuyormuş gibi hissettim.
Bir Kutu Kitap üyeliğim sebebiyle okuduğum bir kitaptı; hatta bu ay gelen diğer kitapla birlikte aboneliğimi sorgulamama bile neden oldu.
Yine de haksızlık etmek istemem: Kitaptan nefret etmedim. Muhtemelen beğeneni de çıkacaktır. Sadece ben, onca işin gücün arasında zamanımı verdiğim bir kitaptan biraz daha fazlasını bekliyorum. Bir yere dokunmasını, bir katman açmasını, kitabı hatırladığında belirli bir hissiyata götürmesini istiyorum. Bu kitapta bu hislerin hiçbirini yaşamadım veya yaşamaya yaklaşmadım.
Hatta sanırım yolculukta okuyor olmasaydım elim tekrar kitaba gitmezdi.
Belki ergenliğin ilk yıllarındaysanız ya da sosyal medya diliyle, modern ve hızlı akan bir üslupla anlatılmış tanıdık bir hikâye okumak istiyorsanız keyif alabilirsiniz. Ama benim için maalesef unutulabilir bir okuma