Millet kültürünün ağacını dikecek ve millet ruhuna hayat getirecek nesiller, inanışla sevgi mâbedinin mihrabında önce tövbe etmeli, sonra da inanmayı ve sevmeyi öğrenmelidirler.
Gerçek aşkın sahipleri, ne servetin, ne şöhretin veya tamaşanın, ne de ilmin ve sanatın âşıkıdırlar. Gerçek âşıklar, âşkın âşıklarıdır. Aşkın kendi kendisini yakan ateşinde sevenle sevilen, isteyenler istenen, varlıkla var eden birleşir. Eşya ile temaşa, kâinatle şuur, birle bütün bağdaşır. Düşünce hareketleşir, varlık düşünceleşir. Anlaşılmayan ortadan kalkar, anlatılmayan Bir kalır.
Sonu olan dünyamızdan, sanki bir hamle ile sonsuzluğa ulaşıyoruz. Parça iken bütün yapıyor; fani iken edebî kılıyor. Onun varlığıyla, yolcu iken yol, sermest iken sâki, damla iken derya oluyoruz...
Cinsiyete bağlanan aşkın ve onda aranan içi boş, meyus tesellinin şifa vermeyişi gibi, insanın yine insan oğluna karşı yaşadığı zaferlerin karanlık, ürkütücü ve bedbaht neşesi, kâinatın bütününden varlığı koparmış olmalarından ileri gelmektedir.