Gerçekle ilişkiyi kesmek amacıyla yapılan her şey bir tutkunluktur; gerçek acı verici olarak algılanır, ondan kaçılmak istenir; acı veren algılamayı değiştirecek tutkunluklar kişinin yaşamında en ön sıraya geçer. Kişi zamanla tüm enerji ve zamanını bu tutkun davranışa harcamaya başlar ve gerçekle ilişkisini tümüyle keser. Tutkunluk türleri yeme-içme, duygu-heyecan, düşünce ve faaliyetle ilgili olabilir.
Mevki, yaş ya da kudret bakımından yüksek olan biri, kendinden daha düşük düzeydeki birini, o kişinin iznini almadan hemen koruması altına alır *(patronizing)* ve onun namına kararlar almaya başlarsa bu, kişi üzerinde olumsuz bir etki yapar. Yüzeyde sanki kudretli kişi, güçsüz kişiye yardım etmektedir; ne var ki bu yardım, güçsüz kişinin onurunu incitmekte ve onu psikolojik anlamda daha güçsüz kılmaktadır. Bu tür uygunsuz "koruma altına alma" davranışı yapan kişi, kendi çocukluğundan getirmiş olduğu bir boşluğu doldurmaya çalışmaktadır; ne yazık ki bu davranış ne yapana ne de yapılana yarar getirir.
“Sınırlarımızı hatırlatan mahcubiyet sağlıklıdır, kendimizi sevmemeye yol açan duygu ise utançtır ve sağlıksızdır. Mahcubiyet kişinin gelişim tarihçesi içinde yaşam deneyimleri sonucu kendiliğinden oluşur.”
BAZI ANLAR, KIZGINLIK o dereceye gelmiş olabilir ki insan o anda sadece kızgınlığını dile getirmekle ilgilenebilir, çünkü başka hiçbir şeyi düşünebilecek halde değildir. Bu durumda olan bir insanın yukarıda anlatılan türden yapıcı tartışma aşamalarını adım adım, soğukkanlılıkla izlemesini beklemek gerçekçi değildir. Kızgın olan kimse, kızgınlığını bastırmaya çalışarak yapıcı bir tartışmaya girmek istese bile, bu davranışın sağlıklı bir tutum olduğu söylenemez.