Kafayı yersin
Koç aslan yay kadar bencil insan yoktur. Bu kadar mı menfaate çalışır bir beyin ya. İyi bi koç aslan yay yoktur uç yıl sonra üç gun sonra karı vardır sizden bunu asın bir yere ki,hatırlayın .Hayatımda gördüğüm bütün bencillerin tek ortak özelliği bu burçlar . Ve bunu öyle sinsice empoze ederler ki ben mi sıkıntılıyım dersiniz çünkü o kadar cikarcılıga mentaliniz ermez.
Astroloji
​ İnsanın hayatında bazı bağlar vardır; adı her ne olursa olsun, kalpteki yeri sadece tek bir kelimeyle mühürlenmiştir: Anne. Ben sadece bir halayı değil, çocukluğumun en güvenli sığınağını, her düştüğümde elimi tutan o şefkatli eli, bakışından ne hissettiğimi anlayan kocaman bir yüreği, yani annemi kaybettim... Dünyada yeri doldurulamayacak tek şey, bir insanın arkasında bıraktığı o koşulsuz sevgiymiş.🥀 ​Gözlerimi her kapattığımda bana kattığı güzellikler, öğrettiği değerler ve o hissettirdiği benzersiz şefkat sarıyor ruhumu. Sen benim bu dünyadaki en güzel şansım, kalbimin en korunaklı köşesiydin... ​Şimdi nereye baksam onun tatlı gülüşünü, kulağımda her daim yankılanacak olan o sıcacık sesini arıyorum. "Geçecek" dedikleri bu sızının, aslında zamanla sadece daha derin bir özleme dönüşeceğini çok iyi biliyorum... 🥀
Hayata Dair
Reklam
Kalbimin içinde yaşıyorsun benim için asla yerin değişmez Sana kızdım hem de çok ama seni düşünmediğim tek bir gün de olmadı. Çünkü bizim hikayemiz unutulmaz. Asla vazgeçemem Ben hala gözlerindeki o sıcaklığı, yanında kendim olabildiğim o huzuru, birlikte güldüğümüz anları kalbimde taşıyorum. Belki korkularım var aynı şeyler olacak diye, belki hala iyileşmeyen kırgınlıklarım da… Ama tüm bunlara rağmen içimdeki sevgi, sana dair güzel olan hiçbir şeyi silmedi. Bu yüzden bugün sana bir söz değil, bir his veriyorum, eğer yürünecek bir yol varsa, ben geçmişin yükünü taşımaktan değil, birbirimizi anlamaktan yanayım. Çünkü bazı insanlar kader olur denir ya… Ben kaderin ne olduğunu bilmiyorum ama seni kalbimin en güzel yerinde taşıdığımı biliyorum bazı sevgiler de ne kadar yorulursa yorulsun, eve dönmenin yolunu hep hatırlar…
Sevdiğim adam.. Karanlıklarımın tek ışığı. Bir babadan çok daha ötesi olduğunu bilmek,sana olan sevgimi her geçen gün biraz daha büyütüyor. Çünkü bir insanın kalbini en güzel çocuklar anlatır bunu bilirim. Bir çocuğun gözlerindeki güven, onun nasıl bir insan olduğunu sessizce söyler. Miniğin gözlerinde gördüğüm o güven senin nasıl güzel bir baba olduğunun en büyük ispatı benim için. Ve sen sadece sevdiğim adam değilsin, aynı zamanda dünyanın en güzel kalplerinden birine sahip bir babasın benim içimde. Eksik kalanları tamamlayan, Sevgiyle iyileştiren, Sarıp sarmalayan, Koruyan,kollayan. Ev güvenli limansın sen. Bazen seni izlerken içimden uzun uzun susuyorum. Çünkü bazı duyguların sesi olmuyor. Bir çocuğun saçını okşayışında, bir gülüşünü duyunca gözlerinin içinin parlayışında, yorulsan da sevginden hiçbir şey eksilmeyişinde öyle güzel bir yanın var ki. İnsan sevdiği adamın merhametini gördükçe daha çok seviyor. Ben de seni öyle seviyorum işte. Dokunabileceğin tüm kalplere dokunuşun, İçinde yer edenlerin güzelliği öyle sarıp sarmalıyor ki içimdeki çocuğu. Belki bu yüzden hayallerim hep sana çıkıyor. Belki bu yüzden geleceği düşündüğümde aklıma bir tek sen geliyorsun. Çünkü ben yalnızca seni özlemiyorum. Seninle yaşayacağım günleri de özlüyorum. Henüz gerçekleşmemiş anıları bile özlüyorum bazen. Hayalini kurduğum küçük bir kız çocuğu var benim. Gözleri gülerken sana benzeyen, ellerini tutarken kendini güvende hisseden, sen eve geldiğinde koşarak boynuna sarılan bir kız çocuğu. Onun saçlarını toplarken yüzündeki sabrı, düştüğünde onu kaldırışını, korktuğunda sımsıkı sarılışını hayal ediyorum.
Bugün bir adamın sadece “baba” olmadığını anlıyorum… Bir çocuğun ilk güveni, ilk sığınağı, ilk sustuğunda bile yanında hissettiği dağ olduğunu görüyorum. Hayat bazen insanı çok yoruyor. İnsan büyüdükçe herkesin sevgisinin bir şartı olduğunu fark ediyor… Ama bir babanın yorgunluğu bile sessiz sevgi taşıyor içinde. Kendi kırılırken evladını sağlam tutmaya çalışan adamlardır babalar. Ben bugün şunu öğrendim: Bir baba bazen hiçbir şey söylemeden “yanındayım” diyebilen tek insandır. Ve bazı adamlar sevgisini sarılarak değil… Gece geç saatlere kadar çalışarak, Sana fark ettirmeden eksiklerini tamamlayarak gösterir. Çocukken anlamıyoruz. Ama büyüdükçe insanın aklına hep aynı şey geliyor: Meğer dünyanın en güçlü adamı, eve yorgun gelip yine de gülümseyen babaymış… Başta babam olmak üzere; Omzunda görünmeyen yüklerle ailesini ayakta tutan tüm babaların Babalar Günü kutlu olsun. İyi ki bazı adamlar hâlâ “güven” gibi duruyor bu hayatta… 🤍
Film önerileri ve düşündürdükleri...
Ayşen Şahin (Aksakal) En çok tek mekanda geçen filmleri severim. Ortam değişmeden bir konu anlatabilmek için en az 90 dakika tartışılmaya değer bir konu, o tartışmayı dinlemeye değer kılan bir metin ve izlemeye değer kılan çok iyi oyunculuklar gerekir. Bu tek mekan filmleri genelde bir felsefi tartışma ya da ezber bozma üzerine olur ve roller dengeli dağılır. Bir kült olan "12 Angry Men"i bilirsiniz. 1957 yapımı bu film farklı karakterlerdeki mahkeme jürisinin "makul şüphe" üzerinden bir genci idama göndermek ya da beraat ettirmek arasında 180 derece değişen kararları üzerine kurulu ahlaki bir tartışmanın sahneye yansıması. Tüm film 8 numaralı jürinin "Peki ya?.." sorusunu sorması ve tartışmayı açması üzerine kurulu. Bir diğer kült film de 2007 yapımı "The Man From Earth". Taşınan profesör arkadaşları John Oldman'ı uğurlamak üzere bir araya gelen 7 akademisyen, meslektaşlarını taşınma nedeni üzerine açıklama yapması için zorlayınca on dört bin yaşında olduğunu öğrenirler. Biyoloji, sanat tarihi, ilahiyat, antropoloji, arkeoloji, tarih gibi uzmanlıkları olan misafirler kendi alanlarındaki bilgileri ile bunun imkânsız olduğunu ispatlamaya çalışsalar da Oldman'ın cevapları bunun gerçek olabileceğini gösterir. Özellikle dinlerin ortaya çıkışını izahatı, tüm akademisyenleri dehşete düşürür. Senaristi Jerome Bixby'nin 38 senede tamamladığı, sinemanın en entelektüel işlerinden biri olarak tarihe geçen film, izleyiciye 89 dakika boyunca şu soruyu sordurur: "Peki ya?.." 2012 yapımı "Le Prenom"da, evde bir eş-dost yemeğinde geçer. Vincent, doğacak çocuğuna Benjamin Constant'ın 1816 tarihli aynı adlı romanının kahramanı olan Adolphe'un adını vermek isteyince yemeğin seyri değişir. Tartışmalar, yazılışı farklı olsa da bir çocuğun Hitler'in ön adı ile yaşamanın yükünü taşımaması
Dizi/Film
Reklam
Reklam