selamlar benim gibi bütün kitap kaçakları.
aslında bu kitap yıllar evvel aldığım, okumaya başlayıp da sıkıcı bulduğum için okumayı bıraktığım bir kitaptı. sonradan çok sevdiğim birinin bana bu kitabı okumam için yaptığı baskıyla, ben de bu kitaba bir şans daha vermeye karar verdim. iyi ki de vermişim. kitabı bitireli üç gün oluyor ama onu okumayı bitirmiş olduğum aklıma geldikçe hâlâ hüzünleniyorum.
dürüst olacağım ilk birkaç bölüm size çok sıkıcı gelecektir ve bu size kitabın tamamen sıkıcı olduğunu düşündürecektir. bu yargınızda acele etmeyin çünkü aynı yanılsamaya ben de kapıldım. bunun nedeniyse ilk bölümlerde jane'in bize pek de neşeli olmayan, aksine oldukça karamsar ve travmatik çocukluk anılarını, ardından da yengesinin onu yatılı okula göndermesiyle orada yaşanan hüzünlü olaylar silsilesini anlatarak kitaba giriş yapmasından kaynaklanıyor. ama inanın bana kitabın bu bölümünü atlattıktan sonra kitap sizi tamamen içine çekecek ve sizi bir daha ayrılamayacağınız bir dünyaya sürükleyecek.
jane'in o saf kalbi, vermesi çok güç olan doğru kararları, asla yolundan sapmayacağına yemin ettiği ve asla da sapmadığı o ilkeleri; toplumla, en önemlisi kendisiyle verdiği savaş sizi etkilemek için yeterli olacaktır. fakat bunların yanı sıra çok doğru olmamakla birlikte gerçek, iliklerimize kadar işleyen bir aşk hikayesini; bununla birlikte kendine olan saygısını, aşkından ayrı ve hatta üstün tutuğunu anlatır bize jane. bir noktada bence jane bize o birbirinden ayıramadığımız aşk ve gururun iç içi değil birbirinden ayrı tutulması gereken iki konu olduğunu, bir insanın diğer insanı hem kendinden çok sevebileceğini hem de buna rağmen kendini seçebileceğini anlatıyor.
aşk ilgili her şeyin bir tiryakisi olarak, bu romanda kusursuz olmasa da çok gerçek ve her okuduğum sayfada