Avrupa'da durum artık kötünün de ötesindedir; Luther'e göre asilzadelerin baskısı fakir halkı öylesine daraltmıştır ki artık bu insanlar Türk idaresini Hristiyan beylerin idaresine tercih edecek noktaya gelmiştir. teolojik olduğu kadar siyasi bir duruşu ifade eden bu papa karşıtlığı Protestan gelenekten gelen siyasi liderlerin ve düşünürlerin "Roma ile savaş İslamla barış" sloganı etrafında toplanmasına neden olacaktır. Modern dönemde Herder ve Nietzsche gibi figürler baskıcı ve gerici bir güç olarak gördükleri Katolik kilisesine ve papaya karşı "İslam'la barış yapalım" çağrısında bulunacaktır.
1506'da Sultan Bayezid' in Michelangelo'yu İstanbul'a davet ettiği ve Haliç üzerine bir köprü yapmasını istediği rivayet edilmektedir. Kaynakların verdiği bilgiye göre Roma'daki hayatından hiç memnun olmayan ve Floransa'ya kaçan Michelangelo, Galata'daki Fransisken başrahibi üzerinden gelen daveti değerlendirir ve İstanbul'a giderek Sultan ' ın hizmetine girmeye karar verir. Hatta kendisine zulmeden Papa'ya karşı kaleme aldığı eserini, "Türkiye'den yazan Michelangelo'nuz" imzasıyla bitirir. Büyük ressam ve heykeltıraşın gerçekten İstanbul'a gitmeyi kafaya koyduğunu duyan Floransa sancaktarı Soderini, "Türk için yaşayacağına papanın yanında öl daha iyi" diyerek onu kalmayan ikna eder....
böylece Leonardo da Vinci'den sonra Rönesans devrinin ikinci büyük ismi Michelangelo'da İstanbul'a gitme şansını yakalayamamış ve belki de İslam Batı tarihinin en ilginç olabilecek karşılaşmalarından biri gerçekleşmemiştir. Zira Michelangelo planladığı gibi İstanbul'a gitseydi, kendinden 14 yaş küçük olan Mimar Sinan ile karşılaşacak ve aralarında muhtemelen 16. yüzyılın en mühim karşılaşmalarından biri vuku bulacaktı.
16. yüzyıldan itibaren bu tür ırkçı ve aşağılayıcı Morisko karşıtı söylemler yaygınlık kazanmıştır. Don kişot'un yazarı Cervantes "köpeklerin diyaloğu" adlı oyununda bu söylemin en kötü örneklerinden birini verir. Bütün mal varlıklarını ve güçlerini kaybetmiş olmalarına ve her yerde baskı altında tutulmalarına rağmen Moriskoları ( Endülüs müslümanları ) azılı bir grup amansız bir tehdit olarak tasvir eder. İnebahtı savaşında yer alan ve 5 yıl cezayir'de esir kalan Cervantes şüphesiz hem kendi hayat tecrübesini hem de ortaçağ'ın tipik İslam önyargılarının yansıtmaktadır. her ne kadar İspanyol yazar don kişot'ta daha nüanslı Müslüman tiplemelere yer verse de moriskoların şeytanileştirilmesi dönemin ruhuna uygun bir tutumdur. İspanyol edebiyatının ünlü yazarı da bu modadan nasibini almıştır. Müslümanların sürülmelerinin ve öldürülmelerinin neden meşru ve haklı olduğunu anlatmaya çalışan bu söylemler aynı zamanda İspanya ve Avrupa genelinde İslam karşıtı yeni bir Hristiyan kimliği inşa etme projesinin de bir parçası haline geldi.