Ben, Öteki ve Ötesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
2370
Gösterim
Adı:
Ben, Öteki ve Ötesi
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
560
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755748054
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
İslâm ve Batı'nın iç içe geçmiş tarihinin ana hatlarını ele alan bu çalışma, siyasî, askerî ve toplumsal ilişkilerin yanı sıra , 'ben' tasavvuru, 'öteki' algısı, zaman ve mekân tasavvuru, sembolik dil ve imgeler üzerinden inşa edilen anlamlar dünyasına eğilmeyi hedefliyor. Kitap İslâm ve Batı toplumlarının etkileşim içinde olan ve tedâhül eden tarihlerinin dün ve bugün ifade ettiği anlamları ortaya koymak için tarihten felsefeye, teolojiden sanata uzanan disiplinler arası bir yaklaşımı esas alıyor.
Her 'ben' iddiası bir 'öteki'nin varlığını tazammun ederken, her 'öteki' vurgusu da bir 'ben' tasavvuru inşasını zorunlu kılar. Fakat modern dikotomilerin tersine, bu ayrımı mutlaklaştırarak sonsuz ve sınırsız düşmanlar üretmek gerekmiyor. 'Öteki' üzerinden verilen hükümler, aynı zamanda 'ben' ile, 'biz' ile ilgili tanımlamaların da bir aynasıdır. Bu kitap, İslâm ve Batı ilişkilerini tahlil ederken, arka planda yatan ben-öteki diyalektiğinin izdüşümlerini takip etmeyi amaçlıyor.
Geleneksel diyalektikte, "İsteseydim sizi tek bir millet yapardım…" ilâhî fermanının karşıt anlamını yakalama gereği olarak 'öteki' ile beraber var olmanın yolları aranırdı. 'Öteki' denilen şey ezilip yok edilecek bir şey değil, ancak kendisi ile yarışılacak bir şeydi. "Âdem'in çocukları birbirinin uzvu gibidir" diyen Sa'dî ve "Varlığı bilmeden kendini bilemezsin. Ve varlığı bilmek Tanrı'nın kendi eseriyle cilveleşmesinin yollarını bilmekse, o zaman 'ben' idrâki bizi varlığa, varlık bizi Tanrı'ya, Tanrı da bizi tekrar 'ben'e geri getirir. Kendine geri dönen 'ben' de artık sıradan bir ben değildir. Zira o, 'büyük varlık dairesini' kat ederek kendine geri dönmüş bir öznedir" diyen Molla Sadra gibi bilgelerden aldığı ilhamla Doç. Dr. Kalın, geleneksel ontolojinin karşısında yer alan modern zamanların hakim ötekileştirme eylemini sorgulamaktadır. Değerli kardeşim İbrahim Kalın'ın modern ötekileştirmenin aynı zamanda yok etme haline gelmesi sürecini, özellikle Müslümanın ötekileştirilmesi eylemi üzerinden okuyan bu mühim çalışmasını herkese tavsiye ederim.
-Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç-

"Ne Doğu, Doğu'dur artık; ne Batı, Batı. Bu ikisi artık birleşebilir! Kipling ve Peyami Safa'nın muhayyilesindeki Doğu-Batı'yı hâlâ merak edenler varsa, İbrahim Kalın'ı okusunlar: akıcı ve düşündürücü bir eser."
-Mustafa Özel, İstanbul Şehir Üniversitesi-
560 syf.
·Beğendi·9/10
BEN (İSLAM) ÖTEKİ (BATI) VE ÖTESİ (ORTAK İYİ)
İbrahim Kalın’ın akademik kariyeri ve bürokratik konumunu düşündüğümde İslam-Batı ilişkilerinin tarihsel serüvenini ve günümüze yansımalarını merak eden biri olarak kitabı ilk gördüğümde hemen sipariş verip, okumaya başladım.
Kitap yazarın daha önce yayınlanan İslam-Batı isimli kitabının genişletilmiş hali. Bahsettiğim merakımı oldukça tatmin etti. Yaklaşık 600 sayfa olmasına rağmen sıkılmadan okudum diyebilirim.
Kitabın bence iki temel konusu var. İlki İslam-Batı medeniyetlerinin tarihsel süreç ile birlikte bizim için ifade ettiği anlamları kavramak diğeri de ontolojik olarak “ben” ve “öteki” arasındaki ilişkileri, kırılmaları, gerilim noktalarını anlamlandırabilmek.
Bu iki konu oldukça derin… Sadece bir iki noktaya temas etmek istiyorum. Gerek birey gerek toplum gerekse devlet ve medeniyet bazında var olabilmek için bir “ben” tasavvuru inşa etmek zorundasınız. Burada ister istemez benin dışındakileri tanımlayan “öteki” kavramı karşınıza çıkıyor. Yani aslında “ötekileştirmeme” mantığı gerçeği yansıtmayan bir romantik faraziyeden ibaret diyebiliriz. Burada önemli olan sizin (birey,toplum,medeniyet…vs) öteki ile ilişkilerinizin nasıl olması gerektiği.. İşte bu da ahlak kavramının konusunu oluşturuyor. Kitapta ahlaktan “ortak iyi” olarak bahsedilmiş diyebiliriz.
İkinci konu yani Avrupa’nın (Batı) İslam Dünyası (Doğu) medeniyetleri ile ilgili kısma gelirsek kitapta altı çizilen bir iki noktaya temas etmek istiyorum. İlk olarak yekpare ve değişmeyen bir İslam dünyası ve Batı’dan söz edemeyiz. Bu iki medeniyet de sürekli birbiriyle etkileşim halinde dinamik yapılardır. İslam-Batı tarihini medeniyetler çatışması tezi mantığıyla sadece savaş ve çekişmelerle dolu değildir. Daha önce bahsettiğim ortak iyiyi inşa, birlikte yaşam kültürü İslam-Batı ilişkilerine insani bir boyut da kazandırmıştır. Kitapta bunca acı ve soruna rağmen bu iyimserlik havasını hissediyorsunuz.
Kapağını da oldukça beğendiğim bu kitabı okurken keşke fasiküller haline getirip okullarda da okutulsa diye düşündüm. Kütüphanenizde olmasını kesinlikle tavsiye ediyorum.
560 syf.
·10 günde·Beğendi·10/10
“Ben, Öteki ve Ötesi – İslam ve Batı İlişkileri Tarihine Giriş” Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’ın son kitabı. Yazarın akademik arka planı ve çalışmalarının yanı sıra bürokratik görevleri, kamudaki pozisyonu ve içinde yer aldığı uluslararası projeler göz önüne alındığında kendisinden beklediğimiz ve özel ilgiyi hak eden bir kitap.
İbrahim Kalın bir röportajında bu kadar yoğun çalışma evresinde nasıl böyle bir yapıt ortaya koyduğu sorulduğunda müsait olduğu her yer ve zamanda okuyup yazdığını belirtir.
Daha önce yazdığı "İslam ve Batı" adlı kitabının bir nevi genişletilmiş versiyonu olan bu eserinde yazar 'Ben' ve 'Öteki' kavramlarına detaylı bir şekilde perspektif tutmuş.
Öncelikle şunu belirtmem gerekir ki kitabın hacmi gözümüzü korkuyor gibi duruyor ama sakın bir ön yargıya kapılmayın. Yazarın dili o kadar akıcı ki sizi resmen kendine hapsediyor. O ağır tarihi malumatları kendine has üslubuyla sanki karşımızda oturmuş da bizimle sohbet ediyormuş havasında yazmış. İslam ile Batı arasındaki gelgitli duruma bizi de dahil ediyor. Akademik bir kaynak olarak ele alınan kitap sadece akademik ilgisi olanlara değil her okuyucu kitlesine hitap ediyor.
Zengin kaynakçasıyla okuyucusuna ufuk açan yazar, 'Ben' kavramıyla 'Öteki' ve 'Ötesi' kavramı adeta resmediliyor.
Okumaktan keyif alacağız muazzam bir kaynağa sahip olun mutlaka.
560 syf.
·Beğendi·10/10
Güzel bir kitap olmuş, arkasında İlber Ortaylı ve Mahmud Erol Kılıç'ın tanıtım yazısı da var. Tavsiye ederim.

Adından da anlaşılabileceği gibi Avrupa'nın kendi kimliğini diğer milletleri ötekileştirmesi üzerinden oluşturmasını, Avrupalıların genel olarak doğulular ile olan ilişkilerini ve rekabetini irdelemiş. Kitabı okurken sık sık büyük üstad Rene Guenon kitabını okuduğum hissine kapıldım ki zaten Kalın'da çoğu zaman üstaddan alıntılar yapmış. Kitap sayesinde Osmanlı-Batı ilişkileri ile ilgili de çok ilginç ve daha önce bilmediğim detaylar öğrendim.
Kitabı okuyanlar mutlaka Rene Guenon'un Doğu ve Batı adlı eserini okumalılar.
Modern dünya algısının, İslâm dünyasında önemli kırılmalara yol açtığı günümüzde İslâm dünyasının kendi değerlerine dayanan bir gelecek inşa etmesi ancak güçlü bir 'ben' tasavvuru ve 'öteki' algısının ihyasıyla mümkündür.

Bu da ancak İslam-Batı ilişkileri tarihine bütüncül bir perspektifle bakmakla gerçekleşebilecek bir olgudur.

İslam-Batı ilişkileri tarihine bütüncül bir perspektifle bakmayı hedefleyen bu eser "Şanlı bir geçmiş ve güçlü bir 'ben' bilinci" ile "mevcut siyasi, sosyal ve ekonomik daralma" arasında sıkışıp kalmış ve bir çıkış yolu arayan bilinçli zihinlerin ellerinden düşürmemesi gereken bir başucu kitabı niteliğinde.
560 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kitap herkesin anlayabilecegi bir dille sade ve net cumlelerle yazilmis felsefe tarih sosyoloji ve kronoljik isleyis cok guzel ben buyuk bir zevkle notlar alarak okudum herkese tavsiye ederi.
560 syf.
·Puan vermedi
Ben, Öteki ve Ötesi
Kitabı altında daha küçük harflerle yazılmış açıklamayı okumadan önce psikoloji kitabı sanarak heyecan ile elime almıştım. Sonra açıklamayı okuyup İslam ve Batı dünyasını anlattığını öğrendikten sonra çok hafif azalan ilgim yine de kitabı almam için yeterli oldu. Aldığıma pişman olmadığım kitabın sizler için küçük bir tanıtımını yapmak istedim. Yazının bazı yerlerinde kitaptan alıntılar bulunuyor.
Kitap kısaca İslam dünyası ve Batı dünyasının birbirini tam manası ile tanımadığı ve yüzeysel tanımlamalar ile birbirine karşı beslediği ön yargıları, bu yargıların sebeplerini, nasıl ne şekilde aşılması gerektiğini kendi fikir yapısına göre açıklıyor. “Bir arada yaşamanın asgari şartı, herkesin kendi kalarak ortak iyide uzlaşmasıdır.” fikrini pek çok yerde yansıtan yazar, ortak iyiyi “ahlâk” kavramı olarak ifade ediyor.
İslam ve Batı dünyası birbirini tam olarak, derinlemesine tanımadan, tanıma girişiminde dahi bulunmadan birbiri(Öteki) hakkında fikirlerde, tanımlamalarda bulunmakta. Bu görüşler çoğunlukla önyargı ve kulaktan dolma bilgiyi barındırırken sağlam ve güvenilir bilgiden yoksunluk bu iki medeniyetin birbirini yeterince tanımasının önüne geçmiştir. Özellikle Rönesans’tan sonra sekülerleşen Batı dünyası İslam hakkında genellikle şiddet ve şehvet kavramlarının yoğunlukta olduğu savaş ve harem hikâyeleri ile bu önyargıyı beslemiştir.
Aydınlanma, bilim ve sanayi devriminden sonra kendisine yeni sömürgeler arayan Batı, “medenileşme” kavramı ile bu sömürge arayışını meşrulaştırmaya çalışmıştır. Osmanlının son döneminde yurt dışına çıkan, oradaki gelişmeleri kendi ülkesinde de gerçekleştirmeye çalışan aydınlar sanayi, teknoloji, günlük yaşama ilişkin Avrupai usuller ile modern medeniyete dahil olmak istemişlerdir. Fakat atladıkları nokta medeniyetin arka planını oluşturan dünya görüşü, varlık tasavvuru, evren anlayışı ve insan kavramını atlayıp sadece zahiri olanlarla medeni olmaya çalışmalarıdır. Medeniyet değiştirmek bilim teknoloji transferi, kültürel asimilasyon ile değil varlık tasavvuru, dünya görüşü, medeniyet algısı ve ben idrakinin bir bütün olarak değişmesi ile mümkündür.
Kendine ait bir ruh ve zihin dünyası inşa edemeyen, varlık tasavvuru olmayan insan taklit ettiği medeniyete dâhil olmaya çalışırken bir kimlik travması yaşar, parçalanmış tam olmayan ve ne olduğu belli olmayan bir kişiliğe bürünür. İşte burada aydınlanma sonrası dini öteleyip derin bir boşluğa düşen Batı bu boşluğu insanı tanrılaştıran hümanizm ile doldurmaya çalışmıştır. “İmanını kaybeden bir çağın dini, hümanizm” der Cemil Meriç.
Batının aydınlanma sonrası içine düştüğü manevi boşluk ilerleme ve medeniyetten bıkmış birçok kişiyi İslam medeniyetine yönlendirmiştir. Batının içinde bulunduğu durumu “Dört bir tarafa bakabilmek için eskisinden çok daha özgürüz; artık önümüzde hiçbir sınır yok. Etrafımızda uzayıp giden muazzam bir alanı hissetmenin avantajına sahibiz… Ve aynı zamanda muazzam bir boşluğu…”şeklinde eleştirmiştir Nietzsche. Flaubert ise “Şark’ı ziyaret etme zamanıdır; çünkü artık yok oluyor, medenileşiyor.” diyerek Doğu’nun kaybolup gitmesinden duyduğu endişeyi dile getirir.
Akıcı bir dile sahip olan kitap tarihe dair çeşitli örnekler ile düşüncelerini temellendirmeye çalışmış. Anlaşılır, sade bir üslup ile yazılmış.
560 syf.
“Öylesine” okuyamayacağınız öylesine güzel bir kitap. Sayfa sayısı dolayısıyla kitaba başladığınızda biraz tedirgin edebilir ancak dili oldukça şade bir kitap. Batı ile Doğu arasındaki ‘öteki’ kavramının aslında birbirimize karşı ‘ötekileştir’ilmenin temeli olduğunu çok açık bir şekilde anlatıyor Kalın.
560 syf.
·Puan vermedi
Eğer Cumhurbaşkanının danışmanı ne yazmış olabilir ki diye başlayacaksanız inanın çok şaşıracaksınız. Ve eğer koyu bir Ak Partiliyseniz nasılsa Reis in danışmanı diye de okuyacaksanız yine çok şaşıracaksınız. İbrahim Kalın politik tarafının dışına çıkıp batı ile doğunun, hristiyan dünya ile Müslüman dünyanın tüm karşıtlıklarını ve hatalarını hiçbir tarafı kayırmadan harika bir şekilde ortaya koymuş. Ben okurken beklediğimin çok ötesinde bir bakış açısı ile karşılaştım. Bu konuda almak isteyene mükemmel argümanlar sunuyor. Danışmanlığı birgün sona erecek ama bu kitabı kaynak kitap olarak saygı görmeye devam edecek.
560 syf.
·1 günde
Kitabı bir solukta bitirmiştim, hem müslüman dünyasında hemde Avrupa dünyasında Osmanlı döneminde ecnebilerin nasıl müslümanlara hayran olduğu ve taklit ettiğini öğreniyorsun.Endülüs medeniyetinin Avrupa'yı nasıl sarmaladığını öğreniyorsun. En önemlisi'de tekrar müslümanlar hem teknolojik hemde bütün dünyaya hükmetme potansiyele sahip olabileceğini ve kişiye müthiş bir ümit veriyor. Tavsiye ediyorum.
560 syf.
·Beğendi·10/10
İslam ve batı arasındaki ilişkiyi detaylı özverili ve gerçeklikleriyle anlatan bir kitap .. tarihten birçok olayı insanları maddi manevi ekonomik toplumsal siyasi ilişkileri de ele aldığı için bir çok tarihsel bilgi de elde edilmesini sağlıyor . Tam bir ansiklopedi niteliğinde . Bana kattığı çok bilgi oldu. Kesinlikle tavsiye ederim
560 syf.
·15 günde·Beğendi·8/10
Kitap isminden de anlaşılabileceği gibi Avrupa'nın kendi kimliğini diğer milletleri ötekileştirmesi üzerinden oluşturmasını, Avrupalıların genel olarak doğulular ile olan ilişkilerini ve rekabetini irdelemiş. Kitap sayesinde Osmanlı batı ilişkileri ile ilgili de çok ilginç ve daha önce bilmediğim detaylar öğrendim Genel olarak bazı kavramlar ve kelimeleri de öğrendiğimi belirteyim biraz;
-oryantalizm( Batının doğuyu batılı gözle algılaması)
-oksidentalizm ( Doğunun batıyı doğulu gözle algılaması)
-sekülerizm ( Dünya hayatına odaklanma, dünya sevicilik)
-transandalizm ( 'Tanrı kavramını aşmış olmak' anlamına gelir. transa geçmek kelimesinin de kökeni buradan gelir Doğanın her şeyin üzerinde bulunduğunu belirten bir akımdır
-antisemitizm ( semitik ırklara karşı olma durumu yani bi anlama yahudi düşmanlığı)
- meta (kendisine şu ya da bu sebeple bir bedel biçilerek pazara cikartilan, pazarlanan, pazarlik konusu edilen. mal.)
- metalaştırmak ( meta özelliğini kazanmak )
-tefrika ( ikiye ayrılma,anlaşmazlık, ikilik)
-ram olmak( itaat etmek)
-tazammun etmek ( içermek, kapsamak)
-kerahat ( bir şeyi kötü bulmak, iğrenç bulmak)
-tebellür etmek ( belirginleştirmek)
- muayyen ( belirli kesinleştirilmiş)
- tevarüs ( bir kimseden miras kalma mirasa konma)
- sitayiş ( övgü, övme)
560 syf.
·10/10
Okuduğum kitaplar arasında ilk üçe girebilecek, doğu-batı ilişkilerini objektif bir çerçeveden inceleyen nacizane bir eser. Özellikle Oryantalizm, konusunda mükemmel açıklamaları ve tahlilleri var. Bana göre bu değerli kitap bir gün okullarda ders olarak okutulacak ve okutulmalı.
"İnsan ancak kendini her şeyi kuşatan varlığın bir parçası olduğunu kavradığı zaman ben-bilgisine ve 'ben' idrâkine kavuşabilir."
Adil, katılımcı ve eşitlikçi bir dünya düzeninin anlamı, herkesin aynı şekilde düşünüp yaşaması değil, farklı görüşlerin bir arada var olma iradesini göstermesidir.
Avrupalılar için Türkler, 'ordusu bulunan bir devlet değil, devleti ele geçirmiş olan bir orduydu'.
İbrahim Kalın
Sayfa 193 - İnsan Yayınları
İtalyan tarihçi Federico Chabod'a göre, " Avrupa kavramı, Avrupa-olmayan şeyler tarafından inşa edilir ve hususî kimliğini bu Avrupa-olmayan varlıklarla karşı karşıya gelmek suretiyle kazanır."
Avrupalılar yaklaşık dört yüzyıl boyunca 'İslam' deyince Osmanlı'yı, Kur'ân deyince "Türklerin İncili"ni anladılar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ben, Öteki ve Ötesi
Baskı tarihi:
Haziran 2016
Sayfa sayısı:
560
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755748054
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnsan Yayınları
İslâm ve Batı'nın iç içe geçmiş tarihinin ana hatlarını ele alan bu çalışma, siyasî, askerî ve toplumsal ilişkilerin yanı sıra , 'ben' tasavvuru, 'öteki' algısı, zaman ve mekân tasavvuru, sembolik dil ve imgeler üzerinden inşa edilen anlamlar dünyasına eğilmeyi hedefliyor. Kitap İslâm ve Batı toplumlarının etkileşim içinde olan ve tedâhül eden tarihlerinin dün ve bugün ifade ettiği anlamları ortaya koymak için tarihten felsefeye, teolojiden sanata uzanan disiplinler arası bir yaklaşımı esas alıyor.
Her 'ben' iddiası bir 'öteki'nin varlığını tazammun ederken, her 'öteki' vurgusu da bir 'ben' tasavvuru inşasını zorunlu kılar. Fakat modern dikotomilerin tersine, bu ayrımı mutlaklaştırarak sonsuz ve sınırsız düşmanlar üretmek gerekmiyor. 'Öteki' üzerinden verilen hükümler, aynı zamanda 'ben' ile, 'biz' ile ilgili tanımlamaların da bir aynasıdır. Bu kitap, İslâm ve Batı ilişkilerini tahlil ederken, arka planda yatan ben-öteki diyalektiğinin izdüşümlerini takip etmeyi amaçlıyor.
Geleneksel diyalektikte, "İsteseydim sizi tek bir millet yapardım…" ilâhî fermanının karşıt anlamını yakalama gereği olarak 'öteki' ile beraber var olmanın yolları aranırdı. 'Öteki' denilen şey ezilip yok edilecek bir şey değil, ancak kendisi ile yarışılacak bir şeydi. "Âdem'in çocukları birbirinin uzvu gibidir" diyen Sa'dî ve "Varlığı bilmeden kendini bilemezsin. Ve varlığı bilmek Tanrı'nın kendi eseriyle cilveleşmesinin yollarını bilmekse, o zaman 'ben' idrâki bizi varlığa, varlık bizi Tanrı'ya, Tanrı da bizi tekrar 'ben'e geri getirir. Kendine geri dönen 'ben' de artık sıradan bir ben değildir. Zira o, 'büyük varlık dairesini' kat ederek kendine geri dönmüş bir öznedir" diyen Molla Sadra gibi bilgelerden aldığı ilhamla Doç. Dr. Kalın, geleneksel ontolojinin karşısında yer alan modern zamanların hakim ötekileştirme eylemini sorgulamaktadır. Değerli kardeşim İbrahim Kalın'ın modern ötekileştirmenin aynı zamanda yok etme haline gelmesi sürecini, özellikle Müslümanın ötekileştirilmesi eylemi üzerinden okuyan bu mühim çalışmasını herkese tavsiye ederim.
-Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç-

"Ne Doğu, Doğu'dur artık; ne Batı, Batı. Bu ikisi artık birleşebilir! Kipling ve Peyami Safa'nın muhayyilesindeki Doğu-Batı'yı hâlâ merak edenler varsa, İbrahim Kalın'ı okusunlar: akıcı ve düşündürücü bir eser."
-Mustafa Özel, İstanbul Şehir Üniversitesi-

Kitabı okuyanlar 135 okur

  • Sümeyye Davulcu
  • Savas Baris
  • Pınar Tekin
  • Erva
  • bekir.
  • Uğur Uyan
  • Rabia Polat
  • yusuf yatık
  • Mehmethan Ücel
  • Büşra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%8.3
25-34 Yaş
%41.7
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%16.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%8.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.2
Erkek
%65.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%42.4 (28)
9
%19.7 (13)
8
%19.7 (13)
7
%7.6 (5)
6
%0
5
%1.5 (1)
4
%1.5 (1)
3
%0
2
%0
1
%7.6 (5)