Yazar iki medeniyetin (doğu-batı) birbirleri hakkındaki algı ve tasavvurları, aynı zamanda kendilerinin de aynadaki birer yansıması olduğunu ifade eder.
Müellif üç çeşit ben ve öteki tasavvuru olduğunu söyler:
1- Mutlak bir "ben" ile mutlak bir "öteki"bin çarpıştırılması (Huntigton-Medeniyetler Çatışması)
2-. Mutlaklaştırılmış bir "ben" ile yok sayılan ve yok edilmek istenen "öteki" arasındaki ilişkidir. (Fukuyama-Tarihin Sonu)
3- İçeriği boşaltılmış bir "ben" tasavvuru ile sulandırılmış "öteki". (kimlik iddiasından vazgeçmek-Kafirun Suresinin Sebeb-i Nüzulü)
Ayrıca eserde, insan ancak kendini her şeyi kuşatan varlığın bir parçası olduğunu kavradığı zaman ben-bilgisine ve "ben" idrakine, kavuşabilir demektedir.
Yazar, Descartes'ın kendini var olmaktan çok düşünen bir varlık olarak görmesini, daha doğrusu, kendini önce düşünün sonra var olan bir özne olarak algılamasına mukabil Sadra'nın davet ettiği bir başka yolu göstererek varlığı bilemeden kendini bilemezsin kaziyesi üzerinden ontolojik olarak kişinin varlık üzerinden kendisini konumlandırması ve "öteki" ile birlikte "ben"i tanımlaması gerektiğini ifade etmeye çalışmıştır.
Kitapta uzlaştırıcı bir dil ile birlikte, batı ile doğunun çatışması gerekmediği gibi dünyanın/tarihin sonu algısını sorunlu bularak Endülüs örneği üzerinden birlikte yaşanabileceği nazariyesini farklı tarihlerdeki olumlu ve olumsuz örnekler üzerinden geliştirme gayreti içerisinde olmuştur.
İbrahim KalınBen, Öteki ve Ötesi