Bütün gevşeklik ve yumuşaklığın yanısıra insafsızca bir yalnız bırakma yüzünden birbirimizi yersiz hırpalamalarla zayıf düşürüyoruz; bırakın zaman her şeyi halletsin.
Annem, benim ölümden korktuğumu bilirdi; bunu bildiği halde gene de ölmüştü.
-
Beni yalnız bıraktıkları için fazla üzgün görünmüyorlardı; öldükleri için, yaşayanlara acımıyorlardı.
Boş düşünceler bile bir yerde kullanılabilirdi. Insan onları olduğu gibi koruyabilseydi, titiz bir koleksiyoncu gibi biriktirebilseydi, onlardan da bir șey çıkarılabilirdi.
Beni zaman mahvetti albayım. Zamanla buluyor insan formunu. Her şey zamana bağlı: Yetmişbeş yetmişaltı yetmişyedi derken insan ölüyor. Zaman her şeyi hallediyor değil mi?
Tehlikeli Oyunlar, psikolojik derinliğini insanın kendine yabancılaşması üzerinden kuran bir romandır. Hikmet Benol’un yaşadığı iç çatışma, aslında modern insanın görünmeyen yorgunluğunu temsil eder: anlaşılmama hissi, ait olamama duygusu ve zihnin hiç susmayan sesi…
Roman boyunca karakterin düşünceleri, düz bir akıştan çok dağınık, kırık ve dalgalı bir ruh hâli gibi ilerler. Bu da okura, Hikmet’in zihninin içinde dolaşıyormuş hissi verir. Gerçekle hayal, mizahla hüzün, akılla kırılganlık sürekli iç içedir. Çünkü bazen insan, yaşadığı hayatın ağırlığını ancak kendi içinde kurduğu “oyunlarla” taşır.
Kısaca psikolojik açıdan Tehlikeli Oyunlar, dışarıdan sakin görünen bir zihnin içinde kopan fırtınayı anlatır. En güçlü yanı da şudur: Okurken Hikmet’i anlamaktan çok, insanın kendi içindeki sessiz çatışmaları fark etmesini sağlar.