Nobel Edebiyat ödüllü yazar William Golding’in en çok tanınan ve sevilen romanı affedersiniz alegorik yani simgesel anlatımlı öyküsü olan bu kitap benim de en çok sevilenler listeme girmeye hak kazandı. Her ne kadar başta sıkıcı, durgun ve sığ anlatımlı bir ada hikayesi gibi görsem de sonraları çok ama çok sürükleyici bir öyküye dönüştü. Sadece betimlemeleriyle değil aynı zamanda olay örgüsünün mükemmel akışıyla da okuyucuya rahat bir okuma sağlamış. Liderlik sadece başkalarına yol göstermek değil aynı zamanda da emrindeki insanların fikirlerine önem vererek yani istişare ederek yapılabilir. Ancak maalesef ki bu tanımladığım liderlik kitapta vücut bulamıyor. Evet Ralph belki kitleleri peşinden sürükleyecek bir liderdir. Fikirleri mantıklı ancak Domuzcuk’un fikirlerinden ve Jack’in liderlik ruhundan yararlanmalıydı. Tabii ki Simon’ın müthiş derecedeki zekasını ve ileri görüşlülüğünü de hesaba katmalıydı. Ralph iyi kalpliydi ve belli yerlerde iyi bir liderdi. Adadan kurtuluş yollarını bulmaya çalışıyordu. Ancak emrindeki insanları iyi yönetemedi. Domuzcuğu ve Simon’ı koruyamadı. Jack’in içindeki şeytanı geri gönderemedi ve bu şeytan başına bela oldu. Gerçi Ralph bir ara artık işler çığırından çıkınca Domuzcuğu dinlemeye başladı ancak artık çok geçti. Simon’ı pasif görmeleri de ayrıca bir hataydı. Çok şey biliyordu. Sadece keşke az da olsa dinleselerdi. Kitaptaki liderlik hakkında bahsedilen şu sözler benim tanımımı destekler nitelikte :” Aslında çocuklardan hiçbiri , bu isteğin yerinde olduğunu kanıtlayacak hiçbir neden gösteremezdi ; çünkü akıl belirtileri gösteren tek kişi Domuzcuk’tu şef olarak ilk düşünülmesi gereken de Jack’tı. Ne var ki tüm gözler hiç kıpırdamadan oturan Ralph’a çevrilmişti: Ralph iriydi, Ralph güzeldi… “ Bu alıntıdan da anlaşıldığı üzere eğer