Yeşim Yılmaz

Yeşim Yılmaz
@biregitimci
Okuduklarımdan öğrendiğim bir şey var.
Frankenstein: Canavar Kimdi?
Puan vermedi·267 syf.··
Beğendi
·
2026 16. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 06 Haziran 2026 15:43
Mary Shelley'nin Frankenstein'ını bitirdiğimde elimde bir korku romanından çok daha fazlası kalmıştı. Kitabı okumadan önce Frankenstein'ın canavarın adı olduğunu sanıyordum. Oysa Frankenstein yaratıcıydı; canavarın ise bir adı bile yoktu. Roman bittiğinde bunun nedenini daha iyi anladım. Yaratığın adsız oluşu, onun toplumdaki yerini de özetliyordu. Bir adı, ailesi, geçmişi ya da ait olduğu bir topluluk yoktu. Dünyaya gelir gelmez dışlanmıştı. Bu yüzden roman boyunca ona "canavar" demek giderek zorlaştı. Onun öfkesi ve işlediği suçlar ne kadar korkunç olursa olsun, altında yatan yalnızlığı ve kabul görme arzusunu görmemek mümkün değildi. Roman boyunca en çok yaratığın iç dünyasıyla ilgilendim. Özellikle De Lacey ailesini uzaktan izlediği bölümlerde, onun insanlığa duyduğu umudu hissettim. Kör babanın onu görünüşünden bağımsız olarak dinlemesi, hikâyenin en dokunaklı anlarından biriydi. Ailenin onu kabul etmesi halinde neler olabileceğini düşünmeden edemedim. Belki de yaratığın kaderi tamamen değişecekti. Fakat Mary Shelley, birkaç dakikalık merhametin eksikliğinin nasıl büyük bir trajediye dönüşebileceğini gösteriyor. Victor Frankenstein ise benim gözümde bir kahramandan çok bir anti-kahraman olarak kaldı. Onu kötü yapan şey yaratığı meydana getirmesi değil, yarattığı şeyin sorumluluğunu üstlenememesiydi. Bilimin sınırlarını aşmaya çalışırken kibre kapılıyor, fakat sonuçlarıyla yüzleşemiyor. Yaratığı canlandırdığı anda ondan kaçması, romanın geri kalanında yaşanacak felaketlerin de başlangıcı oluyor. Özellikle düğün gecesi sahnesinde Victor'a öfkelendim. Canavarın asıl amacının onu öldürmek değil, ona acı çektirmek olduğunu anlaması gerekirdi. Daha önce sevdiği insanları hedef almış birinin yine aynı yöntemi izleyeceğini görememesi, onun körlüğünün son örneğiydi. Bunun
Frankenstein ya da Modern PrometheusMary Shelley · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202021,7bin okunma
Reklam
Puan vermedi·205 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 21 Mayıs 2026 22:52
Ben bu kitabı yazıldığı coğrafya içerisinde değil, evrensel çerçevede değerlendirmek istiyorum. Hem karakter hem olay alegorisi açısından yazarın bize neyi nasıl anlatmak istediği ile ilgilendim açıkçası. Yani “satır aralarındaki gizli mesajlar”ı çözmeye çalıştım. Benim okuduğumdan anladıklarım şu şekilde : Tavşanlar : toplum Yılanlar : otorite Şebekler : sistemin aksak işleyişini fark eden, ancak onu durdurmak/değiştirmek için müdahale gücü yetersiz azınlık . (Çevik’in şarkısındaki ihaneti anlıyor , boa yılanının Düşünen’e gitmesine engel olamasa da yolunu uzatmasını sağlıyor.) Bu olaydan kısa süre sonra yanılmıyorsam şebek kızına tırmanmayı öğretirken şöyle diyor: “Sen düşmemek için korkudan tüm sarmaşıklara tutunuyorsun .” Ben bunu şu şekilde yorumladım . Hayatta kalmak için doğru yanlış ayırt etmeden ideolojilere tutunmak ve bilgi kirliliğinde kaybolmak( burda sarmaşığı bilgi kirliliğine benzettim) Düşünen : Toplumun bilincini simgeliyor. Tarafsız patika : Düşünenin oturduğu yer ; “aydın tradejisi” nin toplum içinde yaşandığı yer. Yani aşağıdaki düzeni ve bu düzendeki hareketi/ sürü psikolojisini görüyor , eleştiriyor, fakat hemen harekete geçemiyor. DÜşünen bu patikada sonunda korkunun yapaylığını göstermek için yılana meydan okuyarak kendini ortaya koyuyor. Ve düşünenin yaptığı şey aslında sistemin en güçlü silahının gerçek güç değil, insanların zihnindeki korku olduğunu açığa çıkarmak.Bu yüzden onun kendini kurban etmesi -bir kurtarıcı gibi- bir ‘uyanış eylemi’ olarak düşünülebilir. Çevik : Kardeşine ihanet ettiği için Yahuda benzetmesi yapıldı. Bu durumda Düşünen’e de kendini feda ettiğinden dolayı mesih benzetmesi yaptım ben. Yazar bunu bilinçli yazmış olmalı diye düşünüyorum. Bu durumda Düşünen artık bir ‘fedai’ oldu. Düşünen ve Susamış arasındaki
Tavşanlar ve Boa YılanlarıFazıl İskender · Profil Yayıncılık · 201847 okunma
Puan vermedi·366 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 24 Mart 2026 16:37
Gecenin Çobanları kitabının , öncelikle beni içine çekmeyi başaran bir eser olduğunu söyleyerek yorumlamaya başlamak istiyorum . En sevdiğim yanı yazarın sıcak ve samimi üslubu ve mizahi anlatım tarzıydı. Bazı yerlerde o kadar güldüm ki , elime kalemi alıp altını çizdiğim cümlelerin yanına gülücükler koymaya başladım. Kitabın en güçlü yönlerinden birini, karakterlerin arasındaki güçlü bağ ve daima birlik-beraberlik içinde olmaları olarak görüyorum. Romandaki kişiler aslında toplumda ‘kenarda’ yaşayan insanlar olarak düşünülebilir. Kimsenin çok da fazla önemsemediği, sıradan , eğitimsiz olan bu insanların kendi ahlaki değerleri , inanç sistemleri ve yargıları var. Tam olarak da yazar bize bunu anlatmak istemiş bence. Karakterlerin başına gelen her durum diğerlerini de oldukça ilgilendiriyor. Yani kimse yalnız ve dışlanmış değil (kendi içlerinde). Martim’in evliliği olsun, Massu’nun oğlunun vaftiz töreni olsun bunları abartılı ve büyük bir olaymış gibi okuduk. Bu tip törensel olaylar aralarındaki dayanışmanın gücünü bize yeterince iyi aktardı bence. Sonda yer alan ‘kedi öldüren tepesi’nin anlatıldığı bölüm kitabın geri kalanına kıyasla benim için daha durağan ve sıkıcıydı. Bu bölümde tempo biraz düşmüş olsa da genel olarak ben kitabı beğendim.
Gecenin ÇobanlarıJorge Amado · Sel Yayıncılık · 202330 okunma
Puan vermedi·216 syf.··
2026 1. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 02 Şubat 2026 01:09
Kitabın ‘hayalet evren’ havasında giriş yapması çok dikkatimi çekti. Kitapta bir çok trajik durumdan (nehre atılan cenin bebekler, çaresiz durumdakilerin böbreğini satması..)bahsedilse de içimin en acıdığı yer Yang Fei nin babasının onu bir taşın üzerinde bırakıp gitmesi oldu. Babasının pişmanlık ve vicdan azabı duygusu bana çok geçti. Yazar Yang Fei karakterine fazla derinlik katmamış. Bunu bilerek mi yaptı bilmiyorum ama hayatının bazı noktalarında (karısının onu terk etmesi, biyolojik annesiyle karşılaşması, babasını krematoryumda görmesi) neler hissettiğini okumak yani iç sesini daha fazla duyabilmeyi isterdim. Yazar belki de insan psikolojisini ele almaktan daha çok, yoksulluk ,sınıf farkı ,sistem eleştirisi gibi kavramları mizahi da katarak fantastik bir çerçevede okura sunmak istemiş olabilir. Kitabı bir bütün olarak değerlendirirsem ben beğendim .
Yedinci GünYu Hua · Jaguar Kitap Yayınları · 20251,935 okunma
Puan vermedi·248 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 13 Şubat 2026 18:16
Soluk Salıncağı benim için okuması kolay bir kitap olmadı; yazarın tercih ettiği yoğun anlatım dili nedeniyle hızlı tüketilebilecek bir eser değil asla. Kitabın içine girmeye çalıştıkça metnin beni dışarı itmesi, aslında eserin kurduğu yabancılaştırıcı atmosferin bir parçası gibi hissettirdi. Bu nedenle yaptığım araştırmalar ve genellikle kitabı bitirdikten sonra başvurduğum inceleme yazıları sayesinde, eserde yer alan metaforik öğelerin anlamlarını kavramam, okuma sürecinde yazarın diline alışmamı kolaylaştırdı. Bazı metaforlar : Soluk : hayatla ölümlü aradındaki ince çizgi Salıncak : Salıncak hareketi, kamp yaşamının tekdüze ama aynı zamanda her an ölümle temas eden kırılgan ritmi. Aynı zamanda umutla umutsuzluk arasında gidip gelme , Leo’nun ruhsal dengesizliği. Soğuk ve buz : duygusal donukluk Kömür/ yük: zorla çalıştırma , insan emeğini sömürülmesi Ekmek/ yemek : insan ilişkilerinin açlık üzerinden şekillenmesi “Açlık meleği”nin ise Leon’un zihninde somut bir varlığa dönüşmesi, romanın en güçlü metaforu olarak öne çıkıyor; Açlığın ahlaki değerlerin sınırlarını nasıl değiştirdiğini, hayatta kalma mücadelesinde verilen psikolojik savaşın insan zihninde yarattığı etkileri okuyoruz. Akıcı bir anlatımdan ziyade sabır ve dikkat isteyen bir roman. Farklı bir okuma deneyimi yaşamış olduğum için mutluyum.
Soluk SalıncağıHerta Müller · Siren Yayınları · 202571 okunma
Reklam