Rüyanda her yerde olabilirsin, tek bir yer dışında - o da olduğun yer. Rüyadaki bilinç hakkındaki en önemli bilgi budur. Olduğun yerde isen o zaman rüya olamaz, çünkü rüyanın anlamı kalmaz. Tam olarak olduğun yerde bulunuyorsan ve olduğun kişi isen o zaman rüya nasıl varolabilir? Rüyayı ancak kendinden uzaklaşırsan görebilirsin. Fakir bir adamsındır ve imparator olmayı düşlersin. Sıradan birisindir ve rüyanda sıra dışı oluverirsin. Yerde yürürsün, ama rüyanda göklerde uçtuğunu görürsün.
Ama yanlış yöne bakıyorsun. Yön yanlış, o nedenle ıskalayıp duruyorsun. Bu hayatta başarısız olacağın anlamına gelmiyor, başarılı olabilirsin, ama yine de kaybedeceksin. Seni hiçbir şey tatmin etmeyecek çünkü dışarıda içerdeki hazine ile, ışık ile, huzur ile kıyaslanacak hiçbir şey elde edemezsin
Zamanla, içindeki ışığa alıştıkça, kaynağının sen olduğunu göreceksin. Arayan, aranandır. O zaman hazinenin içinde olduğunu göreceksin ve bütün sorun senin onu dışarıda aramandan kaynaklanıyordu.
Henüz onu belirlemiş değilsin. Eğer bunu yaparsan, belirlemeye çalışırsan, zamanla bu arayışa hiç lüzum olmadığını hissedeceksin. Arayış ancak net olmayan bir ortamda, rüya ortamında sürebilir; önünü açık seçik göremediğinde arayışa girersin, adeta içinden gelen bir dürtüye kapılıp sürüklenerek. Bildiğin tek bir şey vardır: araman gereklidir. İçinden gelen bir ihtiyaçtır bu. Ama ne aradığını bilemezsin
Bu kısa öykü çok anlamlıdır. Sen hiç kendine neyi aradığını sordun mu? Hiç derin bir meditasyon yolu ile ne aradığını anlamaya çalıştın mı? Hayır. Bazı flu anlarda, rüyada gibiyken ne aradığına dair bir ipucu yakalasan bile bu asla kesin olmaz, asla tam değildir.