… Ve Tanrıların Tanrısı, bir ruh ayırıp kendinden tam bir güzellik harikasına dönüştürdü onu. Şafak vakti esen meltemlerin saflığını, kır çiçeklerinin hoş kokusunu ve ay ışığının zarafetini bağışladı ona.
Bu ruha bir sevinç kadehi sundu ve şöyle dedi: “Ancak geçmişi unutup, geleceği artık düşünmediğin zaman içeceksin bu kadehten.” Sonra, bir keder kadehi sundu ona ve şöyle dedi: “Bunu içeceğin zaman yaşama sevincinin özünü hissedeceksin.”
Mutluluktan ilk göğüs geçirdiğinde onu terk edecek bir aşk ve sarf ettiği ilk gurur sözcükleriyle onu yalnız bırakacak bir kalp huzuru üfledi içine.
Onu hakikat yollarına yöneltmek için gökten bir bilim indirdi ona.
Derinliklerine, görülmeyeni gören bir uzgörü yerleştirdi.
Gölgelerle ilerleyen ve hayaletlerle yürüyen bir duygu yarattı o ruhta.
Meleklerin, gökkuşağının rengarenk yansımalarından çektikleri ipliklerle dokudukları ateşli bir arzu giysisi giydirdi ona.
Işığın gölgesi olan belirsizliğin karanlığını koydu içine.
Ve Tanrı öfke ocağında ateşi, cehalet çölünden rüzgarı, bencillik denizinin kıyısından kumu, asırların ayakları altından toprağı aldı ve insanı yoğurdu bunlarla.
Çılgınlık anında taşıp köpüren ve arzularla yatışan kör bir güç bağışladı insana.
Ve ölümün gölgesi olan hayatı koydu içine.
Sonra Tanrıların Tanrısı gülümsedi ve ağladı. Uçsuz bucaksız, sonsuz bir aşk hissetti ve birleştirdi insanı ruhuyla.
Sayfa 17 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu