Ruh

Sürgün özvatanından, vatanında bir esir,
Geleceğe muhacir, geçmişine münkesir.

Nerede olsa mekân, perdelerden ibaret.
Hüküm giydiği zaman, bir azap ve işaret.

Aydınlığa koşarken, ayak bağı; düğümler,
Karanlıklar içinde, ışığı kördüğümler.

Hastası bir yokluğun, varlığın yabancısı,
Tasası yokta varlık, varda yokluk sancısı.

Gözü yaşlı bir öksüz, bir yetim ve bir garip,
Kuş tüyü yatağında, tutuklu bir mustarip.

Aramakla bulunup ele geçmez dermanı,
Devir devir okunur, bulanların fermanı.

Dahasını sorana, haber verir bir ayet,
O, sırlı emirlerden bir emirdir nihayet.

Ankara, Mart 2010

Murat Ç, Biz'i inceledi.
9 dk. · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 8/10 puan

Distopik eserlerin BABAsından merhabalar…! Yevgeni Zamyatin’in BİZ’i, bu türün miladı kabul edilir. O yüzden beklentisi çok olan, bu kadar ünlü olmasına rağmen ülkemizde az bilinen bir eserdir. Bu nadide eseri incelerken her zamanki gibi doğaçlama yolunu seçiyorum. Spoiler içermez ama çok şey içerir....!! ve Sonuna kadar okuyunuz... Lütfen...! :))

İnceleme için şöyle bir kurcaladım ve Dark Tranquillity - Live Damage Konser DVD’sini seçtim.. 2003 yılına gidiyor ve incelemeye hayat veriyoruz…

Hazırsanız başlayalım..! Aman Kahveyi eksik etmeyin..!

Kitabı okumaya başladığım andan itibaren birçok distopik ve bilimkurgu filmi zihnimde sahne aldı. Bu türü herkes sevmez çünkü konular farklı işlenir ve giyim kuşamdan tutun da, karakterler, konuşma tarzları mekanlar çok farklıdır. Her veri gözümün önüne geldiğinde kitabın zevki daha da artmaya başladı haliyle. Ben kitabı ikiye ayırdım. İlki anlatılanın ta kendisi, ikincisi ise kitap bittikten sonra Zamyatin’in Son Sözü…

Şimdi bir bilimkurgu filmi ya da dizisi hayal edin.. Genelde şöyle başlarlar, dünya yok oldu ve yaşam artık bitti. Yeni x bir gezegen bulundu yeni bir koloni kuruldu. Artık insanlık burada hayat bulacak. Geçmişten aldığımız dersler sayesinde, daha farklı bir uygarlık olacağız. Atalarımızın yaptığı o ilkel hataları yapmayacağız, her şey bir kurala tabi olacak, yemek saatinden önce yemeyecek, biz demiyorsak ilişkiye girilmeyecek, ikili ilişkiler kurulmayacak… vsvsvs. Böyle başlayan toz pembe hatasızlık, filmin ortasında bocalar, sonlarında ise farklı tat bırakır ağzımızda. Senaryosuna göre sonu da değişir tabi ki… (En son gözdemiz Yeni Blade Runner'dı)

Benim yakınlık kurduğum film ise Tom Cruise’un Azınlık Raporu filmi. Bu filmde suçlular, suç işlemeden bilgisayara bağlanmış üç kahin tarafından olasılıklar hesaplanarak belirlenir. Ve bu raporu alan ekip, olaya zamanında müdahale ederek, yaşanacak olan cinayetin ya da suçun önüne geçer. Lakin bu tarz durumlara insan eli değdiği için iş değişir. Ayrıca kahnlerin kararları bir olayın gerçekten olup olamayacağı ihtimalini tam olarak belirleyemez. İnsan her zaman kendisini etkileyen ve seçeneklerini değiştirebilen ruha sahiptir. Ne yapacağı kestirilebilir gözükse de bilinmez bir yapıdır. Bizim eserimizde her şeyi alt üst eden şey tamamen RUH. Ne olursa olsun, ister yapay zeka olsun, ister başka bir şey olsun. İnsani bir dokunuş ya da insandan bir etken var ise, o bir yolunu bulup, insanın o duygusal yapısını ortaya çıkarır ve devrime, karşı devrim uygular. Bu filmi izlediyseniz, hikayenin nasıl geliştiğini ve sonuçlandığını biliyorsunuz zaten. İzlemediyseniz ve bu tarz kitap ve konular seviyorsanız acilen izleyin. 2001 Yapımı olmasına karşın, asla hissettirmeyecek bir teknolojik kurgu ile yapılmıştır. Şimdi konumuza yani kitaba dönelim…

BİZ!! Yapmayız, Onlar yaptırırlar!
BİZ düşünemeyiz, Onlar Düşünürler!
BİZ hissetmeyiz, Zaten ne yapacağımız bellidir!
BİZ fikir yürütemeyiz, kurallar bellidir!
BİZ yazamayız, fikirler yasaktır!

Duygudan yoksun, kişilikten uzak, insani değerden mahrum bir yapıdır BİZ…
Tek Devlet… Bir integral inşa ediyor. Bu inşa edilen şey, tek çizgi, tek düşünce üzerinedir. D-503 ise bu yapıyı inşa eden Tek Devletin matematikçilerinden biridir. D-503’ün yazdıkları sayesinde, Zamyatin BİZ’i, BİZ’e ulaştırıyor. Bir kart al, akşam seçtiğin kişi ile birlikte ol.. Tek Devletin istediği saatte, istediği zamanda, istediği şekilde…. Devlet ister sen yaparsın.

Günümüz Dünyasında ki Devletler ve Toplumlar şu davranış şekillerine sahiptirler;

İstediğini giyemezsin,
Düşünce özgürlüğü vardır ama düşünceni söyleyemezsin,
Yanlışa yanlış diyemezsin,
Özgür bir yaşam seçemezsin,
Para kazanmak zorundasın, yoksa yaşayamazsın,
Adalet kavramı karşına çıkar ihtiyacın olduğunda bulamazsın,
Kendi tanıdıklarını kayırırlar,
Seni ayırırlar,
Güçlü ile güçsüz ayrımı vardır, güçsüzsen ezilirsin,
Eski şeyler giyersen ayıplanır, yeni şeyler giyersen sevilirsin,
İyi bir işin varsa gözdesindir, iyi bir işin yoksa fakirsindir,
Devletine bağlı olman sana yetmez, devlet sana bağlı değildir, devlet çoğula bağlıdır. Çoğul ses çıkarmazsa TEKİL tek başına ölür gider. Yeni bir çoğul doğar ve tekiller yine ölür gider.. Ne demişler Devlet bir sobadır...!

BİZ’e ait Tek Devlet tüm bunları kaldırır… Seni tek tip bir hayata mahkum eder. Ne yiyeceğine ne giyeceğine karar verir. Dışarıda ne kadar kalacağına, kiminle ilişki kuracağına, ne zaman yatıp ne zaman kalacağına karar verir! Tek Devlet seni sen olmaktan alıp, Sen olmayan bir makineye dönüştürür. Özünde ki Ruhu parçalar ve seni düşünemeyen bir varlık adında ki yokluğa dönüştürür…!

1920’lerde yazılmış bir kitaba göre oldukça yüksek seviyede ironi ve bilimkurgu içeriyor. Düşünemeyen toplumu himayesine almış bir devleti temsilen anlatılan hikaye günümüzde hala geçerliliğini koruyor. Yapılan bir çok filme alt yapı sağladığını söylersem yanlış bir tespit yapmış olmam. Tam olarak nokta atışı bir tespit olur. Bu kitabın ardından bir çok distopik eser çıkmıştır. Hatta yazarları, örnek olarak BİZ’i göstermiştir. Bunların en başından Ursula Le Guin ve George Orwell var. BİZ yüksek seviye de önemli bir eserdir.

Şimdi gelelim konunun işleniş, anlatılış ve hissediliş şekline. Öncelikle şunu söyleyeyim, uzun cümlelerde kaybolacak çok okur var ve sıkılma ihtimimalleri yüksek. Çünkü adı üzerinde türü distopya. Hayalinizin ve düşünce yapınızın oldukça geniş olması gerekmektedir. Karakterlerin adları, bir çok bilimkurgu filminden aşina olduğumuz şekilde kısaltmalar ve rakamlardan oluşmaktadır.

Yaptığımız her şeyin yasak ve kontrol altında olduğunu, kendi irademiz ile yapamadığımızı hayal edin. Ne hissederdiniz? Okurken bile canınız sıkıldı biliyorum. Bazı arkadaşlar daha iyi diyecek olmasın, insan zincir altında yaşayacak olursa çıldırır, delirir.. İnsanın ruhu bilinç ile yaşam bulur. Özgürlük insanlığın en temel ihtiyacı ve ruhunun gıdasıdır.

İncelemnin başında da dediğim gibi kitabı ikiye ayırdım demiştim. İlki kitabın konusu yani kendi ana teması, bir de Zamyatin’in son sözü…

Açıkcası kitabı beğendiniz ya da beğnmedniz.. Bir şekilde sonuna geldiğinizde sizi harikulade bir anlatımla, son bir gerçeklik süslüyor. Ve o on sayfa size ilaç gibi geliyor. Eğer kitabı yarım bırakmaya yani yüzüstü bırakmaya eğiliminiz varsa hemen bu son söz kısmını okuyun. En azından ana fikrin ve yazarın kendi dilimiz ve dünyamızdan, kendi ruhsal bilginliğinden yararlandırdığı bir sahneye kavuşmuş olursunuz. Açıkcası kitabın beni en çok sarsan ve kendisine hayran bırakan kısmı bu. Çünkü 2018 Yılındayız ve bir çok film / dizi izliyoruz. Artık bu düşünce yapıları 1920’lere ait bu kitaptan alınıp, çoktan yenilip içilmiş ve haliyle suyu sıkılmıştır. Bu son söz, Zamyatin'in bize sunduğu sarsıcı bir finaldir.

İncelememi toparlayayım.. Yine uzunca yazdım sanırım.. Bu kadar okuduysanız öncelikle teşekkür ediyorum.

HÜR doğduk, HÜR yaşayamadığımız dönemlerimiz oluyor, olacaktır. İnsanı kontrol eden Devletler, insanı özgürlük adı altında, tam tersi tutsak yaşatmaktadır. Aslına bakarsanız, özgürlük dediğimiz şey ilk insanların tattığı duygu ve yaşam şeklidir. Özgürlük budur. Bizim özgürlüğümüz ise, okuduğumuz kitaplar, gezdiğimiz sokaklar, giydiğimiz marka giysiler, taktığımız saatler/gözlükler, yaptığımız saçlar, bindiğimiz arabalar, yaşadığımız evler, zamanı geberttiğimiz avm'ler… Bizim özgürlüğümüz bu ve benzeri türevlerin çeşitleridir. Ama ilk insanların özgürlüğü gerçek özgürlüktür.

Biz Tutsak özgürleriz.. Bunu unutmayalım. Bu özgürlük, kitabın ana temasına baktığımızda toz pembe bir güzelliktedir. Kendi kontrolümüzün dışında yaşayacağımız bir dünya, BİZİ, BİZ olmaktan çıkarır…

İnsan, ona dayatılanı bilmeli, anlamalı, düşünmeli, fikir beyan edebilmeli, her şeye evet veya hayır yerine böyle olsa, şöyle olsa diyebilmelidir. İnsan düşünür… Düşünen insan üretir.. Üreten insan gelişir.. Gelişen insan neye ihtiyacı olduğunu bilir.. Bilinçli insan gerçek toplumu oluşturur.

Dayatılan değil, düşünebilen insanlar olun.. Sorgulayın, İtaat etmeyin.!!

BİZ olmak istiyorsak, Tutsak bir yaşam sürmeyin…!

İnanmayın yalanlara, kafanızın içindeki organı kullanın! ve üstelik, BEDAVA...!

Kesinlikle okuyun ve düşünün.. Herkese İyi okumalar dilerim…..!

Lililerle, bir alıntı ekledi.
14 dk.

Dram, lirik şiir ve epik, aralarında ne tür bir hiyerarşi kurarsak kuralım, diyalektik bir sürecin tezi, antitezi ve sentezi değildirler; her biri, Öbürlerinden nitel olarak tamamen farklı bir dünyayı bi­çimlendirme aracıdır. Her biçim olumlu görünür çünkü kendi ya­pısal yasalarını uygulamaktadır: Ondan bir ruh hali olarak yayılır gibi duran hayat olumlaması, aslında biçimin belirlediği uyum­suzlukların giderilmesinden ibarettir: kendi tözünün, biçim tara­fından yaratılmış o tözün olumlanması.

Roman Kuramı, Georg LukácsRoman Kuramı, Georg Lukács
Lililerle, bir alıntı ekledi.
20 dk.

Tolstoy açıkça ayrımlaşmış, somut ve varolan bir dünyaya işaret eder: bir bütün­selliğe açılabilecek olsa, romanın kategorilerinin asla erişemeye­ceği ve yeni bir sanatsal yaratım biçimini, yenilenmiş bir epik bi­çimi gerektirecek olan bir dünya.Bu dünya, insanın bir toplumsal varlık ya da yalıtık, benzersiz, saf ve dolayısıyla soyut bir içsellik olarak değil, sadece insan ola­rak var olduğu saf "ruh-gerçekliğin" alanıdır. Bu dünya doğal ve basitçe deneyimlenen bir şey olarak, tek sahici gerçeklik olarak ortaya çıkabilseydi eğer, tüm tözlerinden ve ilişkilerinden yepye­ni bir eksiksiz bütünsellik inşa edilebilirdi. Bölünmüş gerçekliği­mizin salt bir artalan olarak kalacağı bir dünya olurdu bu; biz do­ğanın dünyasını ne kadar geride bıraktıysak bu dünya da bizim toplumsal gerçekliğimizin ikili dünyasını o kadar geride bırakmış olurdu.

Roman Kuramı, Georg LukácsRoman Kuramı, Georg Lukács

Ruh yara aldı mı bir kere, durmadan acı yürür bedene.Et acır, kemik acır, kan bile acır....

Erkek gururunu okşadığı için kendisini kıskanan kadından hoşlanır, ancak bunun bir ruh hastalığı mahiyetini almasından endişe duyar.

Yeraltında Dünya Var, Refik Halid Karay

Beyaz Testral, Korku'yu inceledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Derin bir nefes alıp "tekrardan" yazacağım.. Tek tesellim çoğu cümlemi hatırlıyor olmam.. "Akan bir ırmakta bir insan iki kez yıkanamaz"'ı ilerde açıklayacağım ve evet yıkanmıyor! Bunu ikinci kez yazmaya mecbur olduğum bu incelemede tekrar test ettim..
Okuduğum yorumlara bakınca anlıyorum ki yazar, hepimizin içine bakıp yazıyormuş.. Bazen "Nasıl olur da bunu bilebilir?!" diye düşünüyorum.. Yazar o kadar iyi bir psikianalizci ki bu yüzden yazdığı her şey birer resmi belge şekllinde..
Bundan önce, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat, Olağanüstü Bir Gece gibi eserlerinde de beni yakalamıştı.. Kendisi şahane bir yazar..
Kitaba gelecek olursak.. Kadının, hiçbir şekilde bir şey hissetmediği bir adamla olan düzenli ilişkisi yalnızca yeni kazanılmış kötü bir alışkanlık olarak görülebilir, nitekim yeni alışkanlıklarımızı sevmek zorunda değiliz, onları sadece yaparız..
Yazarın burjuva dünyasından karakterleri seçiyor olması elbette tesadüf değil.. Bize anlatma istediği ruhsal doyumun, statü veyahut para pulla alınamayacağını, bazen en basit, değersiz bir şeyle bile ruhsal doyuma ulaşabileceğimizin altını çiziyor.. Olağanüstü Bir Gece'de bunu net bir şekilde görmüştüm..
Kadın, şantajcıyla karşılaşmayana kadar yakalanma korkusu yalnızca dilde hissedilen haz verici bir acı.. Hani olur ya çoğu insan zengin olunca bile çalar, sadece bunun hazzını yaşar.. Tıpkı onun gibi.. Sadece onun verdiği bir haz.. Şantajcıdan sonra korktuğu asıl şey soyut ve haz veren olan korku değil, somut bir gerçek. O zamandan bu yana gelişen ruh karmaşası..
Bana göre kadının korktuğu şey yanlış anlaşılmak.. Kadın, genç adamı sevmemesine rağmen onunla beraber olmuştur, hiçbir şey hissetmeksizin..Zaten çoğu yasaklar sırf haz verdiği için günah değil miydi?!.. Öte yandan kocasıyla bir sorunu yok. gayet yerli yerinde bir hayatı var.. Bunu açıklamaya çalışamaz bile! Elbet kocası bunu aşkla yaptığını düşünürdü.. İşte bu yüzden kadın kocasını aldattığını son sayfaya kadar itiraf etmedi.. hoş, kadın buna utanç demişti, kocasıysa korkudan oluşan bir utanç..
"Rahat battı." kelimesinin altını çizebilir.. İnsan psikolojisinde olmazsa olmaz bir şey depresyondur.. Uzmanlar "Hiçbir şey yolunda olmadığında mutsuzsanız bu normaldir fakat; her şey yolundayken mutsuz olmak ise depresyondur.." derler.. Olağanüstü Bir Gece'de de karakter hissizlikler içinde depresyondaydı.. Fakir insanların bu durum analizi belirttiğimiz gibi "Rahat battı.." oluyor :) Mesela daha önce duyduğum bir zina haberi de şöyleydi.. Kadın buranın köklü ailelerinden birinin gelini ve servis şoförüyle ilişkisi varmış.. Bu ilişki de kadının, aşığının yakmasıyla ortaya çıkmış, kızı gördüklerini aktarmıştı..
Bunu sebepleri arasında elbette sahip olduğumuz hayatın inceliklerini bilmemek.. Nitekim kadın kocasını daha önce çok yüzeysel tanıdığının farkına varıyor.. Bazen geri durup, Yukarıdan ve olayın dışından kişi kendini ve hayatını gözlemlemeli ki bu tarz hatalara düşmemeli.. Hayatımızdaki inceliklerin farkına sonradan varmamak adına bunu yapmalıyız..
Kitapta felsefe yapılacak bazı durumlar söz konusu tabi ve bunlardan biri de üç yıl önce işlenen bir suçun failinin aynı kişi olmaması durumu.. Aklıma Felsefe dersimiz gelmişti.. Hoca bir karikatürü yorumlamamızı istemişti.. Bilge "Akan bir suda iki defa yıkanılmaz." demişti ve hoca çoğu kişinin yorumlamasını istemişti.. Tatmin olmadığında dönüp benim yorumumu alırdı.. O günden beri düşüncem değişmemişti tabi.. Bir insan bir anı yalnızca bir defa yaşar.. Bunun en büyük etkeni zaman ve insanın ruh haliydi.. Su akmıştı.. Senin düşünce değişmişti.. Zaman ilerlemişti.. Aynı malzemeyle bile aynı keki yapmak mümkün değil.. Belki de bu yumurta ötekine oranla daha tazeydi veyahut süt bu sefer başka bir ineğinkiydi.. Suç işlerken de aynı kişi miydik?! Kadın suçu işlediğindeki haliyle şimdiki haliyle aynı kişi miydi?!
Kesinlikle aynı olmuyordu insan.. Basiret bağlandığı hiçbirimiz olduğumuz kişi olmuyoruz..
Kadının kocasının kadına olan tutumunu kadın her seferinde başka manalara çekiyor ve daha da şiddetli bir korku hissediyor çünkü kocasını tanımıyor ve nasıl bir ceza vereceğini kestiremiyor.. BU da kadını intihara kadar sürüklüyor.. Kadınlardaki en ölümcül şey zihindir.. Fiiller, failler toz olsa bile kadın zihninde suçunu hatırladığı an herkesin davranışına şüpheyle bakar ve samimiyetsizlik sezer.. Oysa ki bu gerçek değildir, affedilmiştir.. İşte korku, utanç ve üzüntü böyle bir girdaptı.. İçine düştüğünüz an sizi en dibe kadar çeker, orada boğuverir.. Girdabın yanına dahi yaklaşmamak gerek.. Depresyonda da bu böyleydi, sizi çektiğini hissettiğiniz an kaçmak, paranoyayı yenmek..
Kadının kocasının erdemine alkış tutmak istiyorum.. Karısını kurtarışı, bir bilinç uyandırması gayet soylu bir davranıştı.. Umulur ki başa gelmeden felaket uyanmayı.. Tavsiyemdir okuyun..

Serhan Ş, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kim ne demiş?
Bir baba çocuğuna burnunu, gözlerini hatta aklını miras bırakabilir, ama ruhunu veremez; ruh her insanda yenidir.

Hermann Hesse

Psikoloji, Fulya TaşçevirenPsikoloji, Fulya Taşçeviren
Serhan Ş, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okudu · Puan vermedi

Kim ne demiş?
Basit bir ruh mutluluk ile övünür, felaketle de yere serilir.

Epikuros

Psikoloji, Fulya TaşçevirenPsikoloji, Fulya Taşçeviren
Bria, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

facebook'ta tanımadığım birinden arkadaşlık talebi gelmiş, profiline bakmadan sildim çünkü doğal bir şeymiş gibi gelmiyor. bence arkadaşlık bu kadar kolay kurulmamalı. sanki insanlar ruh ikizi olmak için aynı grupları sevmek yeteceğini düşünüyorlar. ya da kitapları. inanmıyorum! sen de mi çavdar tarlasında çocuklar'ı seviyorsun... ay tıpkı bir elmanın iki yarısıyız!
hayır, değiliz. sadece edebiyat hocamız aynı. arada fark var.

Tek İsim, Tek Kader, John Green (Sayfa 35)Tek İsim, Tek Kader, John Green (Sayfa 35)