Marina Sabatier veya kurgudaki adıyla Diana.
Nam-ı diğer Sakar.
Her gün sokakta, parkta, okulda karşılaştığımız yüzlerce çocuktan biri.
Onun kısacık hayatının acı dolu hikayesi....
Uyguladıkları sistematik şiddeti zaman zaman gizleyip zaman zaman meşrulaştırmaya çalışan ebeveynlerinin, şiddetin izlerini görebilmelerine rağmen sessiz kalanların, sessiz kalmayıp geç kalanların, bu süreçte ne yapacağını bilemeyecek kadar küçük olanların ve korkak olanların el birliğiyle hazırladıkları acı sonu okuyoruz Sakar’da.
Yaşadığı şiddete ve ihmale ilk şahit olanlar minik Diana’nın anneanne ve teyzesi. Diana’yı bu durumdan kurtarabilmek adına bir adım attıklarında her şey için çok geç kalmış oluyorlar. Çünkü Diana’nın ebeveynleri kitap boyu şiddetin ortaya çıkacağını hissettikleri her an izlerini kaybettirip onları tanıyan herhangi birinin olmadığı yeni bir yerde yeni bir hayata başlıyorlar. Bu taşınmalarla birlikte 3 okul değiştiriyor Diana. Öğretmenleri, okul müdürleri, okul hemşireleri, jandarmalar, sosyal hizmet uzmanları, adli tabib, hastane doktorları, sosyal hizmet memurları, komşular… Her biri şiddetin izini, şiddetin belgesini veya şüphesini görüyor, şahit oluyor. Ne yazık ki sadece görmek bir çocuğun hayatını kurtarmaya yetmiyor.
Bence kitabın asıl dokunaklı olan kısmı anlatılan kurgunun 2009 yılında Fransa’da bir çocuk tarafından yaşanmış olması. Yazar Alexandre Seurat basında takip ettiği bu olaydan çok etkilenerek daha çok kişide farkındalık yaratma amacıyla yazıyor Sakar’ı. Kendisiyle yapılan bir röportajda şunları söylüyor kitaba konu olan Marina Sabatier olayıyla ilgili: “Kendimi tamamen bu vakaya kaptırmıştım, beni saplantılı hale getiren şey istismar teması değildi. Beni etkileyen şey, felaketi durdurmaya çalışan ancak hiçbir şey yapamayan çok sayıda