Hilal

Hilal
@birkumtanesi
Uzunca bir süre aktif kullanamayacağım. The world we knew, Won't come back The time we've lost, Can't get it back The life we had, Won't be ours again... #39608303
Kendine özgü belirsiz yöntemlerle etin yasasını öğrendi. İki tür hayat vardı; kendi türü ve öteki tür. Kendi türü, kendini ve annesini kapsıyordu. Öteki türse yaşayan ve hareket eden diğer her şeyi. Ama bölümlere ayrılmıştı öteki tür. Bir bölümü, kendi türünün öldürüp yediklerinden oluşuyordu. Bu bölüm, diğerlerini öldürmeyenler ve küçük katillerden oluşuyordu. Diğer bölümse kendi türünü öldürüp yiyor veya kendi türü tarafından öldürülüp yeniyordu. Ve bu sınıflandırmadan yasa ortaya çıkıyordu. Hayatın amacı et yemekti. Et, hayatın kendisiydi. Hayat, başka hayatlarla yaşamını sürdürüyordu. Yiyenler ve yem olanlar vardı. Yasa şöyleydi: YA YERSİN YA DA YEM OLURSUN. Tabii yavru kurt yasayı berrak terimlerle ifade edip ahlaki açıdan değerlendirmedi. Hiç düşünmedi bile yasayı, aklına bile getirmeden yaşadı sadece.
Sayfa 83·Kitabı okudu
1000Kitap
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Yavru kurt
Dünyasına anlam veren şeyi gerçekleştiriyor, ne için yaratıldıysa, onu yapıyordu: et yemek ve o eti öldürmek için savaşmak. Varoluşuna en mükemmel anlamını ancak bu şekilde verebilirdi çünkü hayat, ne yapmak için donanımlıysa, en çok onu yaparken zirvesine ulaşır.
Sayfa 74·Kitabı okudu
1000Kitap
Öğreniyordu minik şey. Bulanık küçük aklı tam da bilincine varmadan bir sınıflama yaptı. Bir canlılar vardı, bir de canlı olmayan şeyler. Canlılara dikkat etmeliydi. Canlı olmayan şeyler hep oldukları yerde duruyor ama canlılar sürekli hareket ediyorlardı ve ne yapacakları belli olmuyordu. Onlardan beklenebilecek tek şey, en beklenmeyecek şeydi ve bu yüzden de her zaman tetikte olmalıydı.
Sayfa 72·Kitabı okudu
1000Kitap
Her yere, elle tutulur varlığıyla üstlerine abanan bir sessizlik hakimdi. Derin sulara dalan dalgıcın bedeni yüksek basınçtan nasıl etkilenirse, onların da zihinlerini öyle etkiliyordu bu sessizlik. Sonsuz enginliğinin ağırlığıyla ve değişmez buyruğuyla eziyordu onları. Kendi zihinlerinin en ücra köşelerine iterek sıkıştırıyor, gözü hiçbir şey görmeyen doğanın muazzam güçlerinin itiş-kakışları arasında küçük kurnazlıkları ve azıcık bilgelikleriyle kıpırdanıp duran ufak ve sınırlı zerrecikler olduklarını anlayana kadar, insan ruhunun kendine boş yere yüklediği ne kadar aşırı değer, ne kadar sahte heyecan, ne kadar nafile yücelik varsa, üzümün suyunu çıkarır gibi ezerek çıkarıp alıyordu onlardan.
Sayfa 5·Kitabı okudu
1000Kitap
Derin bir sessizlik egemendi tüm o diyara. Her yer kasvete bürünmüştü, cansızdı, hareketsizdi; yerin ruhu o kadar yalnız, o kadar soğuktu ki, hüzünlü bile denemezdi ona. İçinde ufacık bir kahkaha kırıntısı vardı ama hüzünden de beter bir kahkahaydı bu; Sfenks'in tebessümü kadar donuk, buz gibi soğuk, yanılmazlığın kibirli güvenini ve nemrutluğunu taşıyan bir kahkaha. Sonsuzluğun egemen ve ketum bilgeliği, hayatın nafile gayretine, yaşamın beyhudeliğine kahkahalarla gülüyordu. Orası Issız Diyardı, yabandı; orası buz kalpli Kuzey Topraklarıydı.
Sayfa 3·Kitabı okudu
1000Kitap