Böylesi bir yönelmede kişi bağımlılığı, kendi kendine tutkun olmayı, başkalarını sömürme ya da hep kendine yontma tutkusunu yenmiş, kendi insani güçlerini ele geçirmiş, amaçlarına ulaşmak için kendi gücüne güvenme yürekliliğine erişmiştir. Bu niteliklerin eksikliği oranında, kişi kendini vermekten –tabii ki sevgiyle de– çekinir.
Sadist kişi, kendi yalnızlık ve hapsolmuşluk duygularından bir başka kişiyi kendi parçası haline getirerek kurtulmak ister. Kendisine tapan bir başka kişi sayesinde kendini yüceltip abartır.
Mazoşist kişi kendisini, yöneten, yönlendiren, koruyan, adeta yaşamının oksijeni olan kişinin ana parçası haline getirerek soyutlanıp ayrı olmanın katlanılmaz duygusundan kaçar. İster Tanrı ister insan olsun, boyun eğdiği şeyin gücünü abartır.
Nasıl ki çağdaş yoğun üretimde malların standartlaştırılması bir gereklilikse, sosyal süreçte de insanların standartlaştırılması öyle bir gerekliliktir. Ve bu işe “eşitlik” denmektedir.