Bu sefer gülümün kokusu yayılacak, hükmü yürüyecekti. Semada perdeler aralanmaya başlamıştı.Böyle dönemlerde dünyanın gidişatı değişir, zaman istisnaî şartlar kazanıp başka bir zaman olur, ezeli ve ebedi olan hakikatin nuru fâni olanda yansımaya durup varoluşun uhrevî sesi duyulurdu. Sonra da iyilikle kötülüğün; inkârla imanın gizli yüzleri bir bir ortaya çıkardı. Gerisi hep aynı mücadelenin tekrarıydı; hakikatin nuruna karşı koyanlarla ona sahip çıkanlar arasındaki mücadelenin. Artık şehrin meydanı, gönüllerde cevher mi yahut marsık mı olduğunu gösteren ve arkadaşlıkları bitiren bir mihenk taşına döner, hayat savrulur, savrulurdu. Bir nasip veya nasipsizlik rüzgârının önünde...
Riyaz-ı midhatinde andelîbim yâ Rasûlallah
Senin bîmârın olmuşken tabîbim yâ Rasûlallah
(Nazîm)
Seni övme bahçelerinde bir bülbülüm ey Allah'ın elçisi;
sırf bu yüzden, senin bir hastan iken şimdi bir gönül tabibi olma mertebesindeyim.
Her şeyin başlangıcında, Muhammed sevgiden yaratılmıştı, şimdi sevgi Muhammed olarak görünüyordu. Ben sevginin Muhammed ile en büyük rahmet, Muhammed'siz sevginin de zillet içinde zillet olduğunun farkındaydım. Gülün dışında bir sevgi, sevginin dışında da bir gül olamayacaktı.
(Sallallahu aleyhi ve sellem)
İnsanlığın o zamana kadar çektiği sancıların hep karşılıklı sevgisizlikten olduğuna bir kez daha inandım. Oysa sevgiyle kinler tebessüme durur, sevgiyle düşmanlar dost olurdu. Ağuların bal, ayrılıkların visal olması hep sevgidendi. Sevgi bir yuvada bereketin ve nezaketin adıydı.