İbn-i Mesûd Hazretleri anlatıyor:
Bir gün Peygamber Efendimiz Zümer Sûresi'nin şu meâldeki 22. âyetini okudu:
"Allah'ın İslâm için gönlüne bir inşirah, bir rahatlık verdiği, İslâm'ı ona sevdirdiği kimse, gerçekten de Rabbi'nden gelen bu nûra nâil olmuştur."
Sonra ilâve buyurdu:
"Nur, kalbe dâhil olunca kalp genişler, ferahlar."
Sahâbe Efendilerimiz sordu:
"Ya Rasulallah! Bunun belirtisi nedir?"
Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:
"Dünyadan (kalben) uzaklaşmak ve (sâlih amellerle) âhire- te yaklaşmaktır." (Taberi, Tefsir, VIII, 37)
Yaşanmayan sözler ve nefsânî davranışlar içi boş ikramlar gibidir. Çok geçmeden bu sözler ve sesler, esen hayat rüzgârları içinde kaybolup gider, iz bırakmaz. Hak dostlarının hâl ve kālleri / sözleri ise kalplerde nakışlar bırakarak devam eder.
"Dünya bağında bir dikene tahammül edemiyorsan, korka rum bu gül bahçesinden bir gül elde edemeden gidersin (gerçek haczurdan mahrum olursun.)"
Çünkü insanların, aştıkları engeller nisbetinde rühi mukavemetleri artar. Hak Teâlá bu sebeple peygamberlerini çile çemberinden geçirmiştir. İnsanoğlu da verilen nimetler mukabilinde imtihana tabi olur
"Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz." En bü yük arz (yani Allah Teâlânın huzúruna çıkarılıp O'na arz edileceğiniz gün) için (sâlih amellerle) ziynetleniniz. Şüphesiz dünyadayken nefsini hesaba çeken kimse için kıyamet günündeki hesap hafif olacaktır. (Tirmizi, Kıyamet, 25/2459)