Tek taş bile bu teklifin yanında sönük kalır:)
EĞER KADERİMDEYSEN BANA “EVET” DER
MİSİN ?
Bunca kaçarken aşktan bilmem nasıl
girdin bu denli aklıma. Kimsin nesin
bilmiyorum. Şu an nerdesin ne
yapıyorsun bilmiyorum. Ama beni
sorarsan seni düşünüyorum. Seni
düşünmek aynı duaları edip amin
demek gibi. Bir haram olsun
istemiyorum sevdam da.
Dokunmayım, konuşmayım,
bilmeyim, tertemiz istiyorum seni. O
güzel gözlerine bakarak
söylemıyorum ama. Benimle
evlenirmisin ? Bütün hesaplara
sorgulara belkı yasaklara ınat.
Benimle evlenirmisin ? Unut
tanımayı, sarmaş dolaş harama
bulaşmayı. Tertemiz duama amin
deyip. Benimle evlenirmisin ?
Romantik biri değilim, özentiliğide
sevmiyorum. Çok klasıkoldu belki
ama. Benimle evlenirmisin ?
Tebessümünü görür gibiyim. Bırak
artısını eksisini, yaşayamadıgın,
yasatmadıgın her şey için. Benimle
evlenirmisin ? Hangi kelimeler,
hangi alfabe tarif eder ki şu an
içimdeki seni, boşver gıtsın, yetmez
mi yüreğimin kalemi. Benimle
evlenirmisin ? Sabahları sana diye, o
güzel gözlerin var diye uyanmak
istiyorum. Aynı tabaktan yeyip, aynı
tabğın bulşığını sen yıkar ben
durulamak istiyorum. Benimle
evlenirmisin ? Ne gereği var şuna
buna, bir yarım ekmeği birlikte
bölüşüp tam olmak. Olur olmadık
yerde boynuna sarılıp dans etmek
istiyorum. Benimle evlenirmisin ?
Tek taş alcak param yok belki, ama
dualarıma amin dermisin. İstemem
pasta puaça börek, her işten
geldiğimde, bir tebessüm edip.
Hoşgeldin dermisin ? Duygu
sömürüsü falan yapmıyorum
ağladığıma bakma. Sadece bir
dokunup göz yaşlarımı sen
silermisin. Benimle evlenirmisin ?
Televizyonum olsun istemiyorum.
Uyurken baş ucunda seni izlememe
müsade edermisin. Benimle
evlenirmisin ? Sadece dünyama
değil, ahiretimede istiyorum seni.
Razı olup, razı etmek için, helallik
için, günahlarıma durak için. EĞER
KADERİMDE İSEN, BANA “EVET”
DERMİSİN… ? TOPRAK EMİR
İMİRZALIĞLU

Burcu Güven, bir alıntı ekledi.
36 dk.

Mühimce mevkilere geçen adamların esaslı âdetlerinden biri de galiba eski -ve kendilerinden geri kalmış- arkadaşlarına karşı gösterdikleri bu biraz da şuurlu dalgınlıktı. Sonra, o zamana kadar "siz" diye hitap ettikleri dostlarına birdenbire ahbapça "sen" diyecek kadar alçakgönüllü ve babacan oluvermek, karşısındakinin sözünü yarıda kesip rastgele manasız bir şey sormak ve bunu gayet tabii olarak, hatta çok kere şefkat ve merhamet dolu bir tebessümle birlikte yapmak...

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 14 - YKY)Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali (Sayfa 14 - YKY)
Mesut Kaan Akman, Müptezeller'i inceledi.
56 dk. · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Okuduğum ilk Emrah Serbes romanı olmakla birlikte , neden bu adamı bu kadar geç okumaya başladım diye kendime kızdığım roman . Dil bana göre çok samimi ve içten , anlatım akıcı . Küfür var diye eleştirenler olmuş ama küfür hayatımızın her anında var zaten soyut bir şekilde ve yazar bu soyutluğu kalemine aktarıp küfürlü satırlarla biraz daha bizden birisi olmuş ..

Son zamanlarda okuduğum en iyi yazılardan;
Giderek arkadaşlığın neşe ve hayat veren sıcaklığına inanç kaybolmakta, derinlikli ilişkilerin yerini geçici, yüzeysel, kısa, sanal, niceliğe dayalı, gözden çıkarılabilir/silip üzerine yazılabilir ilişkiler almaktadır. Bugün en değerli an, sahip olma anıdır ve herşey parladığı hızla gözden düşmektedir. Canlı kalması gereken tek şey tarzdır; bu tarz ise görülmedik bir hızla aksesuarlara sahip olmayı gerektirir. İngiltere Ulusal İstatistik Bürosu, ortalama bir gencin cep telefonu, MP3 çalar, program yükleme, saç bakımı, giyim eşyaları gibi aksesurlara, 30 yıl önceki bir gencin 12 katına denk gelir şekilde, yılda 9000 sterlin harcandığını rapor etmiştir. çocuk ve gençlerin ticarileştirilmesi, TURBO TÜKETİM dünyamızın en önemli etmenlerinden biridir; "neyi satın alıyorsak o oluyoruz" şablonundan başka türlü davranamamaktadırlar.
''Cinsellik de benzer şekilde yaşanmakta ve artık pizza siparişine benzemektedir. Halbuki şeylerin değerleri, onları elde etmek için feda edilenlerin büyüklüğü ile ölçülür'' (G.Simmel).
Daha fazla sayıda insanla cinsellik yaşanıyor olsa da bu artışa paralel olarak yalnız yaşayan, yalnızlıktan ve terk edilmenin dayanılmaz acısından kahrolan insanların sayısı da artmaktadır.
Yalnızlıktan kaçarken, internet sayesinde insanlar "her zaman açık / göz önünde" hale gelmekte, salyangozun kabuğu gibi networkunu her yere taşımakta, asla tam anlamıyla ve sahiden yalnız kalamamaktadır. Bundan dolayı da, sadece insanın kendi kendisiyle kaldığında gerçekleştirebileceği keyif için kitap okumak, resim yapmak, yaratabilmek ve başka dünyaları hayal edebilmek çok zorlaşmakta, hiç tadılmadığı için de elden kaçırılmış şeyin ne olduğu hiç bilinmemektedir.
Özel alan, yani mahremiyet, aslında insanın kendi krallığı, tek ve bölünmez egemenliğinin topraklarıdır; bu topraklar kamusal alanla muhalefet halindedir. Günümüzde ise tam tersine olarak, "özel alanın" sahibinin sonsuza dek kendi edip kendi bulmaya mahkum edildiği zindanlara dönülmesinden korkulmakta ve internet/televizyon aracılığıyla mahremiyet orduları kamusal alanı istila etmeye yönelmektedir. Görünür/ünlü olmak, gizliliğe ihtiyaç/hak duymamak, başarılı addedilen hayatın en makbul ve en popüler şeklidir.
Mahremiyet aynı zamanda insanlar arası bağları kuvvetlendirmekte de bilinen en güçlü birliktelik aracıdır; sırlar, seçilmiş, az sayıda, "çok özel" birkaç kişiyle paylaşılarak "en iyi arkadaşlıklar" tesis edilir.
İnsanın sürekli ihtiyaç duyduğu güvenlik ve özgürlük, pek çok evli çifte benzer şekilde, ne ayrı ne de beraberken huzurlu olan iki haldir. Özgürlük olmadan güvenlik köleliğe mahkumiyet, güvenlik olmadan özgürlük ise çaresiz ve sinir bozucu bir belirsizliktir. Bu ikilinin böylesi zıtlıklarının taşıdığı potansiyel enerjiyi kinetik enerjiye (değişim/yaratıcılık) en iyi dönüştüren modadır. Birey yeni modayı izlemesi (satın alması) sayesinde, hem kendini biricik hissedecek (özgürlük) , hem de aralarında olmak istediklerinin parçası (güvenlik) olabilecektir. Her iki arzunun birlikte var olması ve tatmin ihtiyacı, modanın sürekliliğinin dinamosudur.
Bugünkü kültür/sanat normlardan değil sunumlardan ibaret olup, baştan çıkarıcılıkla ayakta kalmaktadır: Hizmetle, halkla, ilişkilerle değil, arzular üreterek. İçinde tüketicilerin barındığı dünya, "aradığınız her şey burada" mağazalarından birine dönüşmüştür ve kültür artık o mağazada bir reyona benzemektedir.
Buna paralel olarak, Oxford akademisyenleri eski manasıyla kültürel elitin artık var olmadığını öne sürmüştür. Bir ısırık oradan, bir lokma şuradan tarzıyla koşturan seçkinler, popüler kültürü tüketen entellere doğru değişmektedirler; "şikayeti kesin, çok seçici olmayın, daha fazla tüketin" demek dışında da etraflarına iletecek mesajları kalmamıştır.
Felaket tellallığı, artık hem gelişen Kontr-Terörizm imparatorluğunun hem de "sağlık ve güvenliğin" ekmeği suyudur. Üretilen ilaçlara yeni hastalıklar uydurmak ("Sosyal fobi" icadı ve Paxil ilacının milyonlarca satılması) ve her zamanki sayıda ölümle seyreden gripleri çok öldürücü diye abartmak (ülkelerin milyonlarca doz Tamiflu stoklaması) sık başvurulan tellallıklardır.
Bilimsel çalışmalarla birçok kez kanıtlandığı üzere dünyada en yaygın ve en etkili ömür kısaltan ve psikoloji bozan faktör yoksulluk ve gelir eşitsizliğidir. Varolmayanlara tellallık yapan siyasetin/medyanın/bilimin, varolan bu ekonomik gerçeğe dair yaygın suskunluğu, son derece çarpıcı ve düşündürücüdür.
Birikmiş bilgi yığını, düzensizlik ve kaosun çağdaş simgesi haline gelmiştir. Bilginin geleneksel tasnifinde kullanılan güncellik, önem sırası, ihtiyaçlar ve otoriteler aşamalı olarak ortadan kalkmaktadır. Bu yığının içindekilerin kullanıma/tüketime uygunlukları ancak nicelikleri ile değerlendirilebilmekte; önem sırasını belirleyen tek temel kural olarak ise geçici güncellik (anlık, ayaküstü, tek kullanımlık) öne çıkmaktadır.
Dünyanın/evrenin sırlarını anlamaya ilişkin asimile edilemeyen özel galaksi ise sadece birkaç müptelaya kalmaktadır. Bilgiye doymuş bir dünyada yaşama sanatını ve akıllara durgunluk verecek kadar zor olsa da böyle bir hayata insanlara hazırlama sanatını öğrenmemiz gerekiyor.
''Kriz özellikle eskinin ölmesi ve yeninin doğamaması olgusundan kaynaklanır; ara dönemde ise çeşitli hastalıklı belirti ortaya çıkar''(Gramsci). Yönetenler eskisi gibi yönetemezlerken, yönetilenler de eskisi gibi yönetilmek istemezler. Gezegenin mevcut hali sürekli ara döneme işaret etmektedir ve egemenlik artık hiçbir yerde tam değildir.
Hükümetler, hemen al sonra ödersin piyasasıyla öğrenci gençlerin bile borçlandırılmasına, finans sektörünün tura gelirse ben kazanırım, yazı gelirse sen kaybedersin oyunlarına göz yummaktadır. Devletler otoriterleşirken, kişiler militerleşmektedir.
Alışkanlıklarımızın tersini yapmalı, merkezinde bireyin varolduğu düşünce tarzımızı, ilişki ve ortama ayrıcalık tanıyan etik ve estetik bir pratik çerçevesinde düzenleyen başka bir alternatife dönüştürmeliyiz.

~ Zygmunt Bauman ~

Nasrettin, bir alıntı ekledi.
1 saat önce

Hiç kuşkusuz İslâm, dünya ve ahireti birlikte kucaklayan bir dindir. İslâm sırf bir inanç sistemi değildir. İslâm hem bir inanç hem de eksiksiz bir hayat sistemidir. Bu sistemde insanlığın dünya hayatındaki tüm ihtiyaçları göz önünde bulundurulmuştur. Daha doğrusu bu sistemde, insanlık hayatının zorunlu bir düzeye yükselmesi ve her alanda “güzellik” ve “iyilik/ihsan” derecesine ulaşması ön görülmüştür:

Çağdaş Konumumuz, Muhammed Kutub (Sayfa 530 - Beka yayınları)Çağdaş Konumumuz, Muhammed Kutub (Sayfa 530 - Beka yayınları)
şule uzundere, bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

Artık insanları daha ziyade beni iyi kılıp kılmadıklarına bakarak değerlendiriyorum. Onlarla birlikte olduktan sonra kendimi daha iyi hissedip hissetmediğimi soruyorum kendime.

Clarissa, Stefan Zweig (Can Yayınları)Clarissa, Stefan Zweig (Can Yayınları)
Meryem D., bir alıntı ekledi.
1 saat önce · Kitabı okuyor · Beğendi

"Sonunda ne zaman yalnız başıma, arkadaşsız ve sırf her şeyin düş olduğu gerçeğiyle birlikte ıssızlığa çekileceğim? Vücudumun hastalıktan, cinayetten, ihtiyarlık ve ölümden başka bir şey olmadığını görerek özgür, korkusuz, baştan başa sevinç içinde ormana ne zaman çekileceğim? Ne zaman? Ne zaman? "

Zorba, Nikos Kazancakis (Sayfa 40)Zorba, Nikos Kazancakis (Sayfa 40)
Betül Müberra, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

"Hayatını birlikte geçireceğin kişinin kusurlarını ne kadar az bilirsen o kadar iyidir."

Gurur ve Önyargı, Jane Austen (Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Yayınları)Gurur ve Önyargı, Jane Austen (Sayfa 24 - Türkiye İş Bankası Yayınları)
Hasan Suphi, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

19. yüzyılın bilim imgesine bağlı bilim sosyolojisi, bilim insanını, dışsal etkilere açık olmakla birlikte, bu etkileri önleyecek normsal donanımlara sahip bir topluluğun üyesi bir birey olarak kabul ederken, bilimsel bilgi sosyolojisi, bilginin üretim koşullarından biri olarak gördüğü bilim insanını, karmaşık koşulların oluşturduğu ve bilim topluluğuna aidiyeti ile kimlik kazanan bir "üye" olarak değerlendirir. Bu nedenle bilimsel bilgi sosyolojisi içerisinde, bilimin öznesi diğer topluluklardan farklı olsa da onlar karşısında özsel bir ayrıcalığı bulunmayan "bilim topluluğu"dur. Böylece, eleştiriler ve karşıt-tezler yoluyla bilim çalışmaları bağlamında, bilim etkinliğinin öznesi olarak nesnel, evrensel, tarafsız bilim insanından, nesnel, tarafsız, evrensel bilim topluluğuna, oradan da öznel, taraflı ve bağlamsal/tarihsel bilim topluluğu anlayışına geçilmiştir.

Bilim Savaşları, Ömer Faik Anlı (Sayfa 449 - phoenix)Bilim Savaşları, Ömer Faik Anlı (Sayfa 449 - phoenix)
Merve Ayar, bir alıntı ekledi.
2 saat önce · Kitabı okuyor

Annemle babamın birbirlerine duyduğu aşk, gün geçtikçe azalacağına artmış, bütün o yolculukları, sürgünleri, yoksulluğu, çaresizliği birlikte göğüslemişlerdi.

Uzun Hikaye, Mustafa Kutlu (Sayfa 28)Uzun Hikaye, Mustafa Kutlu (Sayfa 28)