• 368 syf.
    ·3 günde·5/10
    Şah'ı okumamla birlikte seriyi de tamamlamış bulunmaktayım. Bana sorarsanız son kitabın çoğu yeri gereksizdi. Yazar sırf üçleme yapmak için yazmış. Kitty'nin kitabın başlarında Knox'a karşı yaptığı saçma sapan karşı çıkışları o kadar gereksizdi ki offf dedirtti bana... Daxton'ın psikopatça tavırları ve sahneleri de bence anlamsızca uzatılmıştı. Son kitapta genellikle seri toparlanır, açık köşeler kapatılır ama bu seride yazar bunların çoğunu 2. kitapta yapmıştı zaten, bu yüzden de bu kitaba pek bir şey kalmamış açıkçası...

    İlk kitaptan beri Benjy'i sevmediğimi ve gönlümdeki kişinin Knox olduğunu hep söylemiştim. Bu kitapla da ispat edilmiş oldu. Yazar amma da pasif bir karakter yaratmış, okurken içim şişiyordu onun olduğu yerlerde... Asıl anlamlandıramadığım ise bunlar ne zaman arkadaş olarak kalmaya karar verdi. Yatakta geçirdikleri samimi anlarda mı, yoksa birbirlerinin dibinden ayrılmadıkları zamanlarda mı? Böyle bir şey yapacaksan sevgili yazarımız, okuyucuya daha fazla sinyal vereceksin bu ilişkinin düzeyine dair. Aynı şekilde Kitty'nin Knox'a karşı patlayan duyguları da en sevmediğim şekilde ortaya çıkmış oldu: Yüzyılın Klişesi olan kaybetme korkusuyla... Buna ne zaman karar verdin sevgili Kitty? Sanırım her şeyi içten işe yaşadı karakterler, biz ondan kaçırdık hep bu kısımları...

    İyisiyle kötüsüyle seri bitmiş oldu. Şöyle bir bakıyorum da genel olarak ilk defa bir serinin 2. kitabını diğer kitaplarından daha çok beğenmiş oldum. Öyle sağlam bir distopya serisi beklemem, çerezlik bir şeyler arıyorum derseniz ancak o zaman öneririm. Herkese iyi okumalar :)
  • Merak edilmesi gereken bir soru: 1948'lerde Türkiye'de Cliff’in, kuramını izlediği Troçki'nin ve başkalarının Sovyetler'e Marksizmin içinden yönelttikleri eleştirileri okumuş, Stalinist literatürün öne sürmeleriyle birlikte değerlendirmiş herhangi bir komünist var mıydı?
    Ben, Türkiye komünist hareketinin kuramsal düzeyine ba­karak, olmadığına inanıyorum. Bizde komünizm bir din gibi anlaşılmıştır. Hâlâ da büyük ölçüde öyle anlaşılmaktadır.
    Ahmet Oktay
    Sayfa 102 - YKY
  • "İnsanın başından geçenler o günden sonra hep onunla birlikte yaşıyor, özellikle de benliğine işleyen o çaresizlik ve umutsuzluk. Ve zaten insanı asıl yıkan, değiştiren de bir zamanlar hissettiği o çaresizlik, o her şeyden vazgeçmeye götüren ruh hali."
    Christian Jungersen
    Sayfa 254 - Saraybosna dışında esir düşen bir Boşnak gazeteci
  • "Önce Kelime vardı." diye başlıyor Yohanna'ya göre İncil. Kelimeden önce de Yalnızlık vardı. Ve kelimeden sonra da var olmaya devam etti Yalnızlık. Kelimenin bittiği yerde başladı; Kelime söylenemeden önce başladı. Kelimeler, Yalnızlığı unutturdu ve Yalnızlık, Kelime ile birlikte yaşadı insanın içinde. Kelimeler, Yalnızlığı anlattı ve Yalnızlığın içinde eriyip kayboldu. Yalnız Kelimeler acıyı dindirdi ve Kelimeler insanın aklına geldikçe, Yalnızlık büyüdü, dayanılmaz oldu.
  • "Soğuk bir kış sabahı çok sayıda kirpi donmamak için birlikte ısınmak üzere bir araya toplanır. Ama kısa süre sonra oklarının birbirleri üzerindeki etkilerini görüp yeniden ayrılırlar. Isınma gereksinimi onları bir kez daha bir araya getirdiğinde okları yine kendilerine engel olur ve iki kötü arasında gidip gelirler, ta ki birbirlerine katlanabilecekleri uygun mesafeyi bulana kadar. Bunun gibi, insanların hayatlarının boşluğundan ve tekdüzeliğinden kaynaklanan toplum gereksinimi onları bir araya getirir, ama nahoş ve tiksinti verici özellikleri onları bir kez daha birbirinden ayırır."

    #oklukirpimetaforu
  • 372 syf.
    ·10/10
    Şehit eşi Kardelen Elif'i bilir misiniz?
    Deprem olsa fakirleri de kurtarırlar mı diyen Ümmügül'ü?
    Dünya barışı için gelinlikle otostop çeken ama Gebze de tecavüz edilerek hem hayalleri hem hayatı yarım kalan Pippa Bacca'yı bilir misiniz peki?
    Türkiye'deki her üç evlilikten birinin çocuk gelin olduğunu bilir misiniz? Ya da tanır mısınız herhangi birini?
    Tek dileği rahmetli eşinin yanına gömülmek olan ama tapusu olmadığı için gömülemeyen Şenay'ı bilir misiniz?
    Ya Ermenek Madeni’ni su basınca oğlum yüzme bilmez benim diyen Ayşe Teyze’yi bilir misiniz?
    Türkan Saylan'ı bilirsiniz. Aynı Türkan'ın 29 bin çocuğa burs verdiğini, sayısız yurt ve okul yaptırdığını bilir misiniz?
    Özgecan'ı yüreğimiz yanarak biliriz de o dolmuş hattının sayısız kere şikayet edildiğini bilir miyiz?
    Yılın engelli sporcu adayları listesine dünyaca ünlü isimlerle girmeyi başaran milli okçu Gizem'i bilir miyiz?
    Şehitlerin bazısını duyarız da geride kalan anaları,eşleri,kızları bilir miyiz?
    Türkiye'nin bu topraklarda doğan ilk fil yavrusu İzmir kızı bilir misiniz? Yavru dediğime bakmayın her gün 8 kilo süt içecek kadar yavru sadece.
    Peki Leyla'yı, Evin'i, Semanur'u, Şeyma'yı, Çiçek'i, Fatma'yı, Nadide'yi ve daha yazamadığım nicesini bilir misiniz?
    Kaçını en fazla?
    Üçünü beşini?
    Ben hepsini öğrendim.
    Yazmayan milyonlarca dahası vardır onu da bilirim ya.
    Bununla başlangıç yaptığımı, öğrenmeye başladığımı, gözümü açtığımı da bilirim.
    Ama öğrenmem iyi mi oldu işte bir orasını bilmem.
    Kadın olmak her zaman zordur. Her yerde. Her devirde. Her koşulda.
    Korkusuydu, yıldırmasaydı, ezilmesiydi, güç gösterisiydi, taciziydi...
    Her birine değdi bu kitap.
    Her sayfası benim için yazıldı, senin için, bizim için.
    Oku da yeri geldiğinde göğsünü kabart yeri geldiğinde utan herkes yerine diye
    Zamanı geldiğinde de ağla diye yazıldı.
    Kadın olmak zordur bu memlekette.
    Gel elimi tut.
    Güçlü kadınlar olalım birlikte.
  • Ama işte biriyle birlikte gezmeye alışıyor insan, sonra da onsuz yapamıyor.