• Haksızlık karşısında susarsanız, hakkınızla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz!
    {Hz.Ali}
  • Sen de fark ettin mi? Az dediğin, küçücük bir kelime. Sadece A ve Z. Sadece iki harf. Ama aralarında koca bir alfabe var. O alfabeyle yazılmış onbinlerce kelime ve yüzbinlerce cümle var. Sana söylemek isteyip de yazamadığım sözler bile o iki harfin arasında. Biri başlangıç, diğeri son. Ama sanki birbirleri için yaratılmışlar. Yan yana gelip de birlikte okunmak için. Aralarındaki her harfi teker teker aşıp birbirlerine kavuşmuş gibiler. Senin ve benim gibi.
  • Stephen King'ın Uyuyan Güzeller kitabında Kefaret isimli kitabından bahsediliyor. Bazı karakterlerin kitap hakkındaki düşüncelerini okurken bu benim ilgimi çekmiş, alıp okumaya karar vermiştim. Baktım baskısı yok ve bu kitabı arayan birçok kişinin olduğunu gördüm. Kefaret, Booker ödüllü İngiliz yazarın en önemli eseri olarak kabul edilmiş ve BBC Culture’ın yaptırdığı ankete göre 21.yy’ın en iyi 20 romanı arasında yer almış. Bu sefer merakım daha çok arttı. Bazı kitap dostlarıma haber salmış, sahafları sorup kitabı bulmalarını rica etmiştim. Bulabilir miyim diye üzülüp umudumu kaybetmişken, ukitap'ta satışta olduğunu gördüm. Kitabın fiyatı yüksekti, arkadaş sağ olsun benim için indirim yaptı ve beni kırmayıp kitabın gerçek değerinin altında bana sattı...
    Kitap 1935 yılında başlayıp günümüze kadar devam ediyor ve üç bölümden oluşuyor.
    İlk bölümde, on üç yaşındaki Briony'ın yapmış olduğu bir hatanın sonunda kendisi de dahil üç kişinin hayatını tamamen değiştirecek bazı olaylardan bahsediliyor.
    İkinci bölümde, birkaç yıl sonraya yani ll.Dünya Savaşı zamanına gidip, iftiraya uğrayan kişilerin geçmişe yönelik iç hesaplaşmalarını ve iftira sonucu hayatlarının değişip bir çıkmaza doğru sürüklenişlerini okuyoruz. Beni en çok etkileyen bölümde burasıydı.
    Üçüncü bölümde tüm bunların sorumlusu olan kişi, nelere sebep olduğunu fark edip bundan pişmanlık duyacak ve suçun kefaretini ödemek için hem kendi ile yüzleşecek hem de kendini affettirmenin yollarını arayacaktır...
    Kefaret, tartışmasız efsane bir eser. Harika bir anlatım, mükemmel bir kitap. Bazen istemediğimiz şeyleri bilinçsiz olarak yapıyor, içimizden gelen bu dürtüye engel olamıyoruz ve sonunda birkaç masum insanın köklü değişimine sebep olabiliyoruz. Hem de geri dönüşü olmayacak şekilde...
    Kitap bir yandan hüzünlendirip heyecanlandırırken, bir yandan da sınıf ayrılığına, iftiraya, kedere, inanca, pişmanlığa ve dönemin savaşlarına tanık oluyor, karakterlerle birlikte o acıyı, o isyanı, o hüznü aynı hislerle okuyorsunuz. Kitabın 366 sayfasını soluksuz okudum, bitmesin diye son sayfaları erteledim ama maalesef ayrılık vakti geldi. Kitaba bir yerlerde denk gelirseniz, mutlaka ama mutlaka alıp okuyun.
  • Sana, bana, çocuklarımıza ve ülkemize dair. Hayvana şiddet, ensest, tecavüz, taciz, hırsızlık, yalan, küfür, lüks ve eğlence düşkünlüğü, gayriahlaki yaşantı, bağımlılıklar.. Tüm bunların temel sebeplerinden birinin sevgisizlik ve yaşanmamış çocukluk olduğunu düşünüyorum. Sevmemenin yahut sevilmemenin. Duruma BİRİNİ ÇOCUKKEN BÜYÜTMEK DEĞİL, BİRİNİN ÇOCUKLUĞUNU BÜYÜTMEK olarak bakıyorum ve bu nedenle çocuklarımın karakterlerini en güzel ve doğru şekilde ortaya çıkarmak, insanları kırmamayı, kibarlığı, cömertliği, dikbaşlılığı değil başı dikliği, cesareti, dış görünüşün yanıltıcılığını, merhameti, din-dil-ırk-coğrafya ayırt etmeksizin iyi insanları desteklemeyi-kötü hangisi olursa olsun karşısında durmayı, her canlının kalbe ve hislere sahip olduğunu ve en önemlisi kula kulluk etmemeyi daha kolay şekilde öğretebilmek için çocuk kitapları okumaya ve aralarından yukarıda saydığım amaçlarda çocuklarımızı büyütürken bana-bize yardımcı olabilecek içerikte olanları ayırmaya ve küçük bir kütüphane hazırlamaya karar verdim. Zamanla okuduğum ve aralarından seçtiğim çocuk kitaplarını profilimde paylaşacağım. Bu günlerde kız çocuğu mahallesindeki tanıdığı tarafından tacize uğramış kişinin babası(dede), zamanında aynı mahallede bir devrim yaparak ve 'başkalarından bana ne?' düşüncesini geride bırakmış şekilde mahallesinde yetişecek çocukların karakterlerini dert edinseydi belki tam da o ahlaksızlığı yapan kişiyi yetiştirenin kalbine dokunabilirdi. Son olarak şöyle söylemek istiyorum: Dünyanın hiçbir yerinde her koyun kendi bacağından asılmaz, fakat özellikle bizim ülkemizde hepimizin bacağı çocuğumuzun, arkadaşımızın, komşumuzun hatta yolda gördüğümüz herhangi birinin bacağına doğrudan bağlıdır. Ya birlikte yeşereceğiz ya da aynı acıları teker teker yaşayarak çürüyeceğiz.
  • Merhaba. Öncelikle uygulamanın kitap okuma ve alıntılar üzerine olduğunu biliyorum ancak akışa düşen, kahramanın bir "selam" lafını bile alıntılayanları, hiçbir katkısı olmayan alıntıları ve iletileri düşününce kendimce farklı konularda yazılar yazmak istedim. Yararlılığı elbette tartışılır tıpkı bazı akışa düşenlerin "gereksiz" olduğunu düşünmem gibi. Benim yazıma da gereksiz deyip geçebilirsiniz. (Benim bazılarına yaptığım gibi.) İyi okumalar diliyorum, herkesin ne yapmak istediğinin ve ne yaptığının bilincinde olması dileğiyle... :)

    İlk yazımı kısa tutacağım, merak etmeyin. :)

    Konuma başlıkta yer alan video klibin ve şarkının kişisel değerlendirmesi diyebilirsiniz ya da daha duygusal düşünürsek bir şarkının genç bir kadına hissettirdikleri. :)
    Size Depeche Mode'u tanıtacak en güzel eserin Enjoy The Silence olduğunu düşünüyorum ve (yabancı müzik sevmiyorum diyenlere yazımın burasında veda edebilirim.) çevirisine şöyle bir göz atmanızı istiyorum. Klipteki ve sözlerdeki edebiliği hissetmenize yardımcı olmak adına.

    Sessizliğin tadını çıkarmak adına neler yapıyorsunuz? Sessizlik anlayışınız nedir? Sevgisizlik, sevgilisizlik, arkadaşlarınızla oturduğunuz bir kafedeki sohbetiniz, kırgınlığınız, öfkeniz, daha çok öfkeniz, gülmeniz, kahkahalarla gülmeniz, okuduğunuz kitap, süpürdüğünüz ev, çığlığınız... Belki de klipteki adam gibi kendi içinizdeki krallıkta (kabul etsek de etmesek de ego denen içimizdeki krallıkta hepimiz birer kralız ve kraliçeyiz, bunu kontrol edebildiğimiz kadarıyla insanız.) diyar diyar tek bir sandalyeyle gezmek daha doğrusu kaçmak, kendi sessizliğinde bir imparatorluk kurmak ve bir şarkı mırıldanmak. Güzel bir sessizliğin tadını çıkarma anlayışı değil mi?
    Bu sessizlik ve kaçış ihtiyacıyla sık sık mücadele ediyorum bazen kendi sessizliklerimi yaratıyorum. (Hayır, tacımı ve pelerinimi alıp gezmiyorum merak etmeyin.)

    Şarkıda geçen çoğu anlamlı cümleyi atlayarak bir cümle hakkında düşündürmek istiyorum sizleri.
    "Kelimeler çok gereksiz,
    Sadece zarar verirler"
    Konuşuyoruz, yazıyoruz, bazen en güzel kelimeleri seçiyoruz ama anlaşamıyoruz. Karşımızda kim olursa olsun hatta ne olursa olsun (kendi kendine ve ergenliğinde posterlerle konuşanlara selam olsun.) kendimizi tacı ve pelerini kapıp gül koklayarak diyar diyar gezmemek için zor tutuyoruz. Her güzel kelimelerin karşılığında duyduğumuz acı sözcüklerin birbirini götürmesi ve elimizde hislerin kalması olarak düşünebiliriz bunu. Hani şu çok anlatacaklarımız varken kelimelerin tükendiği nokta dediğimiz yer olabilir. Bunun üstüne birçok benzetme yapılabilir.

    Düşünmeye sevk eden ve iz bırakıcı bir şarkı olduğunu düşünüyorum. Elimden geldiğince kısa tutmaya çalışmakla birlikte bana dokunan daha yeri vardır şarkının yine de uzattım farkındayım ancak yalnızlık ve sessizlik tutkunu herkesin kendinden bir şeyler bulabileceğini düşündüm bu şarkıda. Size sadece bir şarkı dinletmek istedim belki de. :) Okuyan herkese teşekkür ederim. :)
  • Ne aradığına ya da kendi içindeki Ben’e göre değişmekle birlikte, bu kitap cidden harikaydı. Anlattığı şey de ne aradığın,kendi içindeki Ben.. içindeki sesi dinlenmeli insan,dinlemediğini söylese de yaptığı şey tamamen iç sesinin isteğidir. Herkesin yolu farklıdır ve herkes kendi yolunda gider. Herkes iyi kötü yaptıklarıyla kendisidir, bir eksiği ya da bir fazlası da başka kişidir. Budizm ve Doğu felsefesiyle iç içe olan bu kitabı kelimelerim anlatamaz benim. Sadece en başta söylediğim gibi işte : Harikaydı..
  • Kurul üyeleri birlikte karar verirler, oysa çoğu üyenin aslında gerçekte olduğundan çok daha fazla katkı yaptığını düşündüğü bulunmuştur. Bir kurul üyesine, toplantı süresinin ne kadarında konuştuğu sorulduğunda, ciddi anlamda abartma eğilimi gösterir. Bu da “bulunabilirlik hatası”nın başka bir biçimidir. İnsanlar, konuşmadan önce söyleyecekleriyle meşgul olurlar ve bu yüzden diğerlerinin katkılarını fark etmeyebilirler. Ayrıca hem kendi katılımlarına dair duygusal beklentileri daha fazla olduğu için, hem de sözleri yıllar içinde oluşmuş kişisel birikimlerini yansıttığından, kendi söylediklerini muhtemelen başkalarınınkilerden çok daha iyi hatırlarlar.