“Sonra nasıl oldu bilmiyorum, bu hale geldim. Boşaldım, tükendim. Arkadaşım kalmadı. Onları belki de ben kendim bıraktım. Kendime hesap sormaktan korktuğum icin eski günleri hepten unuttum. Böylece tükendim."
Uzun çabalar sonucu artık anlamış bulunduklarını hiç anlamamış olmayı, anlamadıklarını zaten konuşmamayı, "hayat tecrübesi" denen şeyin değerinden kuşku duyduğu, bu yüzden de bu ayrıcalığı hiç kullanmamayı yeğlediği için olgunlaşacağına çocuklaştığı, çocuklaştığına aldırmadığı bir çağdaydı zaten. O karıştırdığı yıllara özlem mi duyuyordu, yoksa onları bir an anımsamanın dehşeti içinde miydi, bunu bile bilmiyordu.
"Ben konuşurdum, o anlardı, cevap vermezdi. Çünkü zaman zaman Fransızca konuşmak zorunda kalırdım. Nasıl anlatsam... Bazen her şey çok kötü oluverirdi. İnanmayacaksın ama, şimdikinden de kötü. Anlayamamak, çözümleyememek... Anladığını ya da anlamadığını sanmak... Anladığını anlatamamak, anlamadığını anlatmaya uğraşmak... Sözcükler yetmezdi. O zaman Fransızca konuşurdum."