Çoğunluğun domuz eti yediği bir ülkede bulunan bir Müslüman, onun davranışına bakarak kendi davranışına "çekidüzen" verme, kendini onlara benzetme çabasına düşmez. Bir başına kalmış da olsa, hak bildiği davranışı uygular. Çünkü onu sorumluluktan kurtaracak hususun kendi sorumluluğunu yerine getirmek olduğunu bilir.
"İyileşmesi için babasıyla Kâbe'ye giden Mecnun aşağıdaki gazeli orada söyler"
Yâ Rab belâ-yı aşk ile kıl âşinâ beni
Bir dem belâ-yı aşktan etme cüdâ beni
(Ey Yaradan! Belâsını tanıt bana. Aşk belâsından beni, birden ayrı bırakma)
#edebiyat
#Fuzulieserlerindenseçmeler
"Günümüzde bir Müslümana dini görevlerini hatırlatmak ,adeta bu dünya ile ilgisi bulunmayan, daha doğrusu bu dünyanın dışında kalan birtakım işlerle meşgul olmasını söylemek gibi bir anlama gelir olmuştur.Kendisine "dini görevleri" hatırlatanlar da, durumu böyle algılamaktadır.
Oysa Müslümanın gerek bu dünya için çalışmasının, gerek öte dünya için çalışmasının dinin hükümleri dairesinde gerçekleştiği kavranacak olursa, bir Müslüman için dinî olanın dışında bir görev ve amel bulunmadığı kolayca anlaşılabilir sanırım. Acaba bir Müslümanın sokaktaki tutumu mu dinin dışındadır? Yoksa tırnağını keserken mi dinin dışında bir iş yapmaktadır? Otururken, kalkarken, örtünürken, günlük ekmeğini kazanırken, uyurken, uyanırken, yemek yerken, susarken, konuşurken, savaşırken, temizlenirken, velhasıl en küçük ayrıntısından, en hayati işlerine kadar hangi fiil dinin dışında bulunabilir ve hangi iş dini sayılmayabilir?"