Bu ülkede yaşayan insanlar İslâm dışı kimliği benimsedikçe övgüye değer bulunuyor ve benimsemeye çalıştığı bu yeni kimliğiyle öteki Müslüman ülkelerin insanına örnek gösterilmek isteniyor.
Demokrasi, egemenliğin kaynağını halkta (insanda) arayan özelliğiyle "profane" (kutsallığından boşandırılmış) bir zihniyete sahip kılınmayı istiyor. Oysa Müslümanlar, Müslüman olmanın getirdiği doğal hâsıla olarak egemenliğin kaynağını vahye (ilahî yasaya) dayandırırlar. Bu iki farklı zihniyet örtüşmez. Yani bir Müslüman, kendi tanımı icabı, aynı zamanda demokrat olamaz.
Artık, laikliğin İslam'la uzlaşmadığının söylenmesi, daha doğrusu İslami düşünme ve hayat tarzı içinde laikliğin yer alabileceğini farz etmenin eşyanın tabiatına aykırı olacağının (laikliğin kilise ile devlet otoriteleri arasındaki bir 'antlaşma' olması gerçeğinden hareketle) kabulü yaygınlaşıyor. Müslümanlar bu gerçeği sınayarak (acısını çekerek) öğrendiler.