Devletlerin kurdele kesilerek bir günde kurulmadıkları göz önüne alındığında, Osmanlı Devleti'nin 1299'da mı, 1302'de mi kurulduğu da aslında yersiz bir sorudur. Bu tip detaylarla Türk kamuoyunun gereğinden fazla meşgul edildiği kesindir; okuyucuya daha kavramsal ve evrensel konular üzerinde yoğunlaşmaları ve böyle teknik meselelerden uzak durmasını tavsiye ederiz.
Askeri mağlubiyetler, iç isyanlar ve iflaslarla geçen bir yüzyılın yarattığı yenilmişlik ve bezginlik hissiyatı geleneğin tüm kredisini tüketmesine yol açmıştır.
Sorumluluğu üzerimizden atmanın en kısa yollarından biri kolaylıkla suçlanabilen şüpheli kişiler aramaktır. Türk tarihçiliğinde ve fikir dünyasında Batı bu işlevi mükemmel bir şekilde yerine getirmişe benziyor. Eğer hakikaten Batı'nın bizi ısıracak tek bir dişi kalmış olsaydı, muhtemelen bu ısırıkla bize böyle yanlış bir bakış açısı yerleştirmeyi seçerdi.
Bir imparatorluğu tanımlayan şey, onu yöneten padişahların etnik kökeni değildir. Kuruluşunda hakim rol oynayan ya da daha sonra kültürünü şekillendiren gruplara verilen isimler imparatorluklara atfedildiğinde de bu, imparatorluktaki herkesin o milletten olduğu anlamına gelmemekteydi.
Bir şeyin bulunmasının manası yoktur; önemli olan bu buluşun sürekli geliştirilebilmesi için gerekli altyapıların ve saiklerin varlığıdır
.
.
Avrupalıların alametifarikası okyanuslara gemiler göndermeleri ya da bir yerleri keşfetmeleri değil, öğrendiklerini nesilden nesile aktarmaları ve ekonomik fayda ettikleri keşif denemelerinde sebat etmeleridir.