Gece yarısından sonra alkolün mahmurluğu geçmiş gözlerinizi açınız; yanınızdakinin ne derin bir uykuyla ölü gibi uyuduğunu görürsünüz. Bu uyku hiç de insani bir uyku değildir, bir tek bir ölü uykusudur. Pudralar, sızan tellerle veyahut alınan öpücüklerle parça parça çıkmış, vücut pörsük, gömlek yırtılmış, saçlar karmakarışıktır. Her zaman için göğüste çürük lekeleri, sivilceler, dirsek ve kollarda iğne tırmıkları ve tamamıyla geçmemiş uyuz yaraları vardır. Nefes fena alkol kokulu, kaburgalar ağır ve hırıltılıdır. Göğsüne doğru eğiliniz: Bütün gözeneklerin açılarak bu vücuttan ağır bir orospu kokusunun, güneş altında kaynayan bir yığın gübrenin, boğucu ve ılık buharlar halinde sıcak sıcak yükseldiğini duyarsınız ve hissedersiniz ki bu vücut bir kadın vücudu değildir. Herkesin tükürdüğü bir balgam hokkası gibi, pis bir işkembe gibi, muhtelif illet ve hastalıkla malul yüzlerce erkeğin pıhtılaşmış kalıntılarını, meni salgılarını içine alıp hazmetmiş şuursuz bir et yığınıdır. Bu yığından sızan şu kokuda hastalık, ölüm, ilaç, et ve çıban kokuları vardır...
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epice yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.
Beni bu güzel havalar mahvetti,
Böyle havada istifa ettim
Evkaftaki memuriyetimden.
Tütüne böyle havada alıştım,
Böyle havada âşık oldum;
Eve ekmek ve tuz götürmeyi
Böyle havalarda unuttum;
Şiir yazma hastalığım
Hep böyle havalarda nüksetti;
Beni bu güzel havalar mahvetti.