Ayfer Tunç ve güzel kalemi ile ilk kez "Kapak Kızı" isimli romanında tanışmıştım. "Annemin Uyurgezer Geceleri" yazarın okuduğum ikinci romanı oldu. Kitap; Şehnaz karakterinin kuralcı, nazik, doğrucu bir karaktere sahip,saygıdeğer bir öğretmen olan annesi Ayhan Hanım'ın uyurgezer gecelerini fark etmesi ve annesinin yaşadığı bu durumun kalıntılarının aslında kuşaklar öncesine dayandığını anlatıyor. Üç kuşak kadının, belki de sadece "kadın" oldukları için yaşadıkları zorluklar, travmatik olaylar ve bu yaşadıklarının Şehnaz, annesi Ayhan Hanım, anneannesi Hatice Şehbal, onun da annesi Esme'nin hayatına etkilerini yazar etkileyici ve akıcı bir üslupla anlatmış. Bu noktadan sonra insan "Acaba yaşadığımız/yaşayacağımız olaylar bize kuşaklar öncesinden genetik miras olarak mı kalıyor?" sorusunu soruyor. Çünkü ana karakter Şehnaz'ın günümüzde E. ile yaşadığı ilişki durumu, annesinin, anneannesinin ve onun da annesi Esme'nin yaşadıkları o kadar trajedik ki.
Okurken çok etkilendiğim kısımlar, genelde yazarın geçmişten bahsettiği olay örgüleri oldu. Kitabın sonlarına doğru, başta sadece ismi geçen Harun ve Fatoş gibi karakterlerin hikayelerine ve ana hikayeye olan etkileri üzerinde durulması, kafamda kitapla ilgili hiçbir soru işareti bırakmadı. Kitabı bitirdikten sonra her bir karaktere ayrı ayrı üzüldüm, her bir karakterin neyi neden yapmış olabileceğini sorgulamaya başladım. Şehnaz, Ayhan Hanım, anneanne Hatice Şehbal, Esme, Eyşan ve E.'ye bile çok üzüldüm. Bu kadar karakter travmatik olaylar yaşadıysa demek ki gerçekten de insanın ailesi, geçmiş kuşakları, geçmiş kuşakların yaşadığı travmalar her bir karaktere miras olarak kalmış. Belki de bizim de şu anda hayatımızı meşgul eden üzücü olaylar geçmiş kuşaklardan bir yakınımızın bize mirası...
Son olarak kitapta asla