Bu geçip giden hayatta sonsuz olmaya değer ne kadar an ve saniye vardır? Gökyüzünde tan yerinin renkleri yeryüzünde altın renkli bir sabaha, çiçeklerle, kuşların cıvıldaşmalarıyla alkışlanan ilk aşk öpücüğü, sonsuza değin sürmeye layık değil midir?
Bir dakika... Üç dakika... Altı dakika. Hala ağlıyordu. Kendisini talih ve servet sahiplerinin sonu gelmez heveslerine mecbur eden esirliğin, insanlık erdemini alçaltmasından, gönlünün ne kadar kırık, ne kadar üzüntülü bir durumda olduğunu gösteren baygın gözleriyle, sayılmak, sevilmek gibi kadınların dayanamadık son derece şiddetli isteklerin aşağılamalarıyla ayaklar altına alınmasından gelen üzüntü ve acıyı, o durumunda, uçları aşağıya doğru kıvrılmış, duyarlı olduğunu gösteren incecik dudaklarından anlayarak, ne kucağında ağlayacak bir annesi, ne kendisini koruyacak bir baba ve erkek kardeşi olduğunu anımsamak... Ve bu kısacık esirlik süresindeki serüvenini, gördüğü şiddet ve aşağılamaları... masum istekleri... küçücük ümitleri, emelleri...
Velhasıl bu insanlığın terk edildiği hayat serüveninin gözünün önüne gelmesinden doğan bir üzüntü kapladı içini.