Ben gelincik çiçeğine sevdalıyım.
En umulmadık yerinde toprağın,
filizlenerek birkaç günlüğüne de olsa,
gözümüzü kırmızıya boyayan,
ne ekilen, ne biçilen.
Hasadı olmayan,
tüm umursamazlığına karşın,
fark edilmekten hoşlandıği
her halinden belli.
Ama koparıldığında,
suni teneffüs için icat edilmiş vazolarda yaşamayı
ölümü göze alarak reddeden o narin gelini
dağ eteklerinin, hırçın kaya diplerinin
davetsiz konuğu.
Doğası gereği
bana hep ‘muhalif’ miş gibi gelir gelincik.
Hani ‘beni böyle sev’ dercesine mağrur,
boy verdiği toprağına bile
eyvallahı olmayan tavrını
kıskanmamak elde değil.
Bu yüzden alınıp satılmıyor çiçekçilerde,
ondandır yarendir yolcuya.
Yerinde güzeldir
ve ‘olması gerekeni’ anlatır,
anlamak isteyene.