Hikaye bu ya.
Yalan ile Halikat iki arkadaş olmuş. Yalan, hemen her konuda yalan söylermiş. Hakikat, kendisinin böyle bir huyu olmadığı için karşısındakinin böyle bir huya sahip olacağını düşünemiyor; sorgulama gereği duymadan söylenen yalanlara inanıyormuş.
_Hatta yaptıkları sohbetin birinde Yalan şöyle bir soru sormuş:
"Yalan her yerde ve zamanda yalan mıdır? Yoksa söylenmesi gereken yerler var mıdır?"
Hakikat:
"Yalan, yalandır; eğip bükmeye gerek yok." cevabını vermiş ve zamanla soruyu soran Yalan'ın aslında yalanın ne olup olmadığından ziyade Hakikat'in yani kendisinin bu konu hakkında ne düşündüğünü öğrenmek olduğunu anlamış._
Düşünemiyormuş böyle bir şeyin olacağını ama gün gelmiş Yalan'ın yalan söylediğini fark etmiş. O ilk an:
"Acaba yanlış mı anladım?"
"Yanılıyor olabilir miyim?" diye düşünmüş.
Ortada yalan söyleyecek bir neden bulamıyormuş. Evleri ayrı, yolları sapa imiş. Ama bir gün çok net bir yalana şahit olmuş. Yalan, Dolan ile program yapıyor, programın olduğu zamanlarda Hakikat'e haber veriyormuş. Bir akşam haber vermemiş, ama olacak ya Hakikat, programa denk gelmiş. Ertesi gün:
"Dün akşam program var mıydı? Haber vermedin."
"Program yapmadık, Dolan hastaydı, yoktu."
Bu cevap ile allak bullak olan Hakikat, temkinli davranmaya gayret ederek iletişime devam etmiş. Yalan'a o kadar güveniyormuş ki, niçin yalan söylediğini anlayamıyor, yalan söylediği için üzülüyor, onu bu huyundan vazgeçirebilmenin yollarını arıyormuş. Kendisine bu konuda güveniyor, buna çözüm bulacağına inanıyormuş. Yalan'ın hayatını sistematik yalan üzerine kurduğunu bilmiyor, böyle bir şey aklına dahi getirmiyormuş. Bu tip kişilik yapısıyla bu kadar yakın, ikili iletişimde daha önce bulunmamışmış hiç. Yalan, yazar çizer takımındanmış. Edipmiş, yazıları varmış; halihazırda basılı kitabı