Hanife

Raymalı Aga, on dokuz yaşındaki şarkıcı kız Begimay’a âşık olduğu zaman altmışını geçiyordu. Bu şarkıcı kız onun karşısına bir yıldız gibi çıkmış, hayat yolunu aydınlatmıştı. Daha doğrusu, asıl âşık olan kızın kendisiydi, Raymalı Aga’ya vurulan o idi. Çok serbest, dilediği gibi hareket eden, canı ne isterse onu yapan bir kızdı Begimay. Ama söylentiler başkaydı. Kızın Raymalı Aga’ya değil, altmışından sonra azan Raymalı Aga’nın ona vurulduğunu söylüyorlardı. O günden beri ağızdan ağıza söylenegelen bu aşk hikâyesinde, Raymalı Aga’nın tarafını tutanlar da, ona kızan ve karşı olanlar da vardır. Karşı olanlar adının unutulmasını isterler, onu tutanlar ise, acıklı hikâyesini, yırlarını ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa aktararak geleceğe ulaşmasını sağlarlar. Böylece bu efsaneyi herkes öğrenmiştir, onunla herkes ilgilenir. Sevenleri de çoktur, sevmeyenleri de...”
Sayfa 304·Kitabı okudu
Reklam
Yedigey’in karşısında oturan Ernefes, kendini bu acıklı konuya vermiş, hem çalıyor, hem söylüyordu. Demiryolu hattında bir bölümün sorumlusu olan bu memurun, uzak geçmişe ait bu efsane ile, Raymalı Aga’nın acıklı hikayesiyle ne ilgisi olabilirdi? Onun, kendini Raymalı Aga’nın yerine koyması, acılarını aynen duyarak yansıtması şaşılacak şeydi doğrusu. Yedigey büyülenmiş gibiydi: “İşte gerçek müzik, işte gerçek ve güzel türkü.. ve işte hüner! diyordu. ‘Öl ve sonra kendi küllerinin arasından yeniden doğ!’ deseler, hiç tereddüt etmeden ölür insan... Keşke insanın yüreğinde böyle bir ışık yansa da ruhunu aydınlatsa, serbest ve sağlıklı olarak en yüce duygularla kaygısızca düşünebilse.”
Sayfa 305·Kitabı okudu
Kollarını açıp avazı çıktığı kadar bağırıyor, ağzına çok su dolunca küçük başını Yedigey’in göğsüne yapıştırıp boynuna asılıyordu. Çok duygulandırıcı bir sahneydi bu ve Yedigey birkaç defa Abutalip ile Zarife’nin çocuklarıyla bu kadar candan ilgileniyor ve çocuk Yedigey amcasıyla bu kadar mutlu oluyor diye sevinçli, minnet dolu bakışlarını yüzünde yakaladı. Bu yağmur şenliği, elbette, Kuttubayev ailesi kadar Yedigey ve kızlarını da sevindirmiş, coşturmuştu. Yedigey, birdenbire Zarife’nin ne kadar güzel bir kadın olduğunu işte o zaman farketti. Yağmur, Zarife’nin kara saçlarını dağıtmış ve dağılan saçları yüzüne, boynuna, omuzlarına yapışmıştı” Alıntı Şuradan Gün Olur Asra Bedel Cengiz Aytmatov
Boranlı Yedigey, 1952 yılının yaz sonu ile sonbahar başlangıcını, geçmişinin en mutlu dönemlerinden biri olarak hatırlardı. O yıl bütün tahminlerinin, bütün hayallerinin gerçekleşmiş olması bir mucize idi onun için. Bozkır kertenkelelerinin bile başlarını sokacak bir serinlik bulmak için evlerin eşiklerine sığınmaya çalıştıkları o korkunç sıcaklar sürerken, Ağustos ortalarında havalar birdenbire değişmeye başladı. O dayanılmaz sıcaklar gitti ve onların yerini hafif bir serinlik aldı. Artık hiç olmazsa geceleri serinliyor, rahat uyuyabiliyorlardı. Sarı-Özek’te de bazen böyle güzel günler olur. ” Alıntı Şuradan Gün Olur Asra Bedel Cengiz Aytmatov
“Kazangap’la Boranlı Yedigey’den başka burada tutunup kalabilen görülmemişti. Onlar işlerini sürdürürlerken niceleri gelip geçmişti buradan! Kendisi hakkında bir hüküm veremezdi ama, asla kendini bırakıvermediğini, güçlüklere yenik düşmediğini söyleyebilirdi. Kazangap’a gelince, buraya kırk dört yılını vermiş olması, başkalarından daha değersiz, daha budala oluşundan değildi. On kişiye değişmezdi onu. İşte o Kazangap yoktu artık. Ölmüştü...”
Ötüken yayınları·Kitabı okudu