Kan bağı tuhaf bir şey. Yabancı biri söz konusu olunca yollarınızın ayrılmasıyla beraber her şey yitip unutulsa da, kan bağıyla bağlı olduğunuz kişilerin güzel, özlenilen tarafları daha çok hatırlanıyor.
İçgüdü kelimesine ne zaman denk gelsem ağlamak istiyorum. Zaman zaman yaşadığım deneyimler sayesinde, içgüdülerimizin büyüklüğünü ve bu güce karşı koyma konusunda ne kadar çaresiz olduğumuzu anladığım zamanlarda çıldıracak gibi oluyorum. Ne yapabilirim ki diye öyle dalgın dalgın duruyorum. Herhangi bir inkar ya da kabullenme durumuna mahal vermeyen kocaman bir battaniyeye kafamdan başlayarak sarılmışım ve beni istediği gibi sürükleyip çekiyor. Sürüklenmenin tatmin edici bir yanı var ama bunun olmasını izlemenin verdiği ayrı bir hüzün de mevcut. Neden kendimizden memnun olup hayatımızın geri kalanında sadece kendimizi sevemiyoruz?