Ancak bugün biliyoruz ki, doğal bilimlerin ilke olarak tükenmez sayılan tüm harikaları insan yaşamı denilen tuhaf gerçeğin karşısında her zaman kalakalacaklardır. Neden? Tüm nesneler fiziksel akla sırlarının büyük bölümünü sundukları halde, nasıl oluyor da yalnızca o öylesine inatla direnmekte? Derin ve kökten bir nedeni olmalı; belki de düpedüz şudur: İnsan bir nesne değildir, insan doğasından söz etmek hatadır, insanın doğası yoktur. Bunu hangi fizik bilimcisi işitse tüylerinin diken diken olmasını anlıyorum, çünkü başka bir deyişle, daha baştan fiziğin insandan söz etmeye yetkisiz olduğunu belirtmek anlamına geliyor. Ama hayale kapılmayınız: Az ya da çok berrak bir bilinçle insanı tanımanın başka bir yolu, insan konusunda konuşabilecek yetide bir başka akıl olduğundan kuşkulanılsın ya da kuşkulanılmasın, bu yetkisizliğin kanısı günümüzde Avrupa’nın ufkuna lök gibi oturmuş bir olaydır. Onun karşısında fizikçiler sıkıntı ya da üzüntü duyuyor olabilirler –aslında bu durumda her iki duygu da biraz çocuksu kaçar–, ama o kanı üç yüz yıllık bir başarısızlığın tarihsel çökeltisidir.