Sosyal medyada beni gören ne zannediyor bilmiyorum ama herhalde beni 7/24 kahkaha atan, sabahları smoothie içip akşamları mum ışığında kitap okuyan biri sanıyorlar. Sanki sürekli gülüp şakalaşan, her an koca bir arkadaş ordusuyla yaşayan biriymişim gibi bir algı var. Sosyal medyada bana bakan, “Ay ne tatlı, ne enerjik, ne şeker bir insan!” diyebilir. (Diyenler olmuş.) Her an çay koymaya, kahve içmeye, piknik yapmaya, dertleşmeye hazır sanıyorlar.
Enerjik, neşeli, sıcakkanlı, konuşkan… Evet, doğru, öyleyim. Ama sadece… bazen. Ve sadece… uzaktan.
Gerçekte yalnızlığı seven, kalabalıkta şarjı %3’e düşen, hatta iki saatlik sosyalleşmeden sonra üç gün sessiz moda geçen biriyim. Sosyal pilim çabuk bitiyor, sessizlikle şarj oluyorum. Yanımda biri olacaksa, benim yalnızlığıma entegre olabilmeli. Ona yer açtığımda, evime sandalye çekmiş gibi değil de, yanımda sessizce oturan bir dost gibi durmalı. Ama tabii ki de süs biblosu da olmasın. Ne fazlası, ne eksiği.
Kendimden bahsetmeyi sevmem, bana “sen neler yapıyorsun?” dersen, seni geri paslayabilirim. Dedikodu yapamam, alışverişe bayılmam, hele yeni sezonmuş, şu çanta trend olmuşmuş… Hiç işim olmaz! Ben hâlâ "al bununla 5 sene daha gez" modundayım.
Kapalı mekanlarda içim sıkılır, “gelsene AVM’ye” diyenle iletişim protokolüm kesilebilir.
Bir bakmışsın saatlerce konuşmuşum, bir bakmışsın bir ay ortada yokum. Ritim yok bende. Ruh haline göre çalışırım.
Dik kafalıyım. Aşırı inatçıyım. Dediğim dediktir. Bir konuda içime sinmeyen bir şey varsa, diplomasiye çok takılmadan söylerim. Kolay öfkelenirim ama çabuk unuturum. Küsme huyum yoktur, ama küsene de sabrım sınırlıdır.
Etrafımda çok insan olunca içimde bir “kaç buradan” sesi başlıyor. Hele o mecbur hissettiren ilişkiler yok mu… Cevap vermem gecikse “küstü mü?” tribine girenler,