Yn

@blt61·
·
sabitlendi
سلكت طريقي... Ben yolumu seçtim fîsebilillah / فى سبيل اﷲ : Allah yolunda. Sadece Allah için..
Din
Reklam
Kırık Kanatlı Sessizlik" Sesini içine gömmek… Bu, en ağır susturulma biçimidir. Söylemek isterken yutkunmak, Yarayı içine akıtmak gibi. Duyulsan belki iyileşeceksin, Ama duymuyorlar. Ruhunla konuşsan da, Sözcüklerin kanat bulmaz bazen. Dalında ötmeyen kuş gibi Ne gökyüzüne varırsın Ne toprağa tam düşersin. Arada, küskün ve yorgun kalırsın. Kimse bilmez içindeki sessizliği, En çok sen duyarsın o çığlığı. Ve işte o an anlarsın: Sesini duyurmak, Yaşamak kadar kutsal… Ve susmak, bazen Ölmek kadar derin. #yazıyor
Edebiyat
Sosyal medyada beni gören ne zannediyor bilmiyorum ama herhalde beni 7/24 kahkaha atan, sabahları smoothie içip akşamları mum ışığında kitap okuyan biri sanıyorlar. Sanki sürekli gülüp şakalaşan, her an koca bir arkadaş ordusuyla yaşayan biriymişim gibi bir algı var. Sosyal medyada bana bakan, “Ay ne tatlı, ne enerjik, ne şeker bir insan!” diyebilir. (Diyenler olmuş.) Her an çay koymaya, kahve içmeye, piknik yapmaya, dertleşmeye hazır sanıyorlar. Enerjik, neşeli, sıcakkanlı, konuşkan… Evet, doğru, öyleyim. Ama sadece… bazen. Ve sadece… uzaktan. Gerçekte yalnızlığı seven, kalabalıkta şarjı %3’e düşen, hatta iki saatlik sosyalleşmeden sonra üç gün sessiz moda geçen biriyim. Sosyal pilim çabuk bitiyor, sessizlikle şarj oluyorum. Yanımda biri olacaksa, benim yalnızlığıma entegre olabilmeli. Ona yer açtığımda, evime sandalye çekmiş gibi değil de, yanımda sessizce oturan bir dost gibi durmalı. Ama tabii ki de süs biblosu da olmasın. Ne fazlası, ne eksiği. Kendimden bahsetmeyi sevmem, bana “sen neler yapıyorsun?” dersen, seni geri paslayabilirim. Dedikodu yapamam, alışverişe bayılmam, hele yeni sezonmuş, şu çanta trend olmuşmuş… Hiç işim olmaz! Ben hâlâ "al bununla 5 sene daha gez" modundayım. Kapalı mekanlarda içim sıkılır, “gelsene AVM’ye” diyenle iletişim protokolüm kesilebilir. Bir bakmışsın saatlerce konuşmuşum, bir bakmışsın bir ay ortada yokum. Ritim yok bende. Ruh haline göre çalışırım. Dik kafalıyım. Aşırı inatçıyım. Dediğim dediktir. Bir konuda içime sinmeyen bir şey varsa, diplomasiye çok takılmadan söylerim. Kolay öfkelenirim ama çabuk unuturum. Küsme huyum yoktur, ama küsene de sabrım sınırlıdır. Etrafımda çok insan olunca içimde bir “kaç buradan” sesi başlıyor. Hele o mecbur hissettiren ilişkiler yok mu… Cevap vermem gecikse “küstü mü?” tribine girenler,
1K
OLUR YA Uğurla! kalmasın hiç yerin deyip hatırla Kefen biçin ateşten sarın deyip hatırla Bu yol benim değilken benim için açıldı Evim yerim yok artık, sürün deyip hatırla İpin ucunda son bir nefes kadar direndim Umursamam, senindir sorun deyip hatırla Zaman gelir fuzûlen eğer soran olursa Gedâ kalem, içinden kırın, deyip hatırla Hatırla ey gözümden sakındığım defînem Harâmi çehre senden şirin deyip hatırla Kıyâmetim, ezelden peşimde bin atıyla Yalın kılıç göç etmez vurun deyip hatırla Yavaş yavaş ölürken bu korku girdabında Nihân olan cehennem serin deyip hatırla Olur ya tuttuğun el nasipsizin biriyse Kapımda kurbanımdın görün deyip hatırla Yok olmanın ferinden varol benim güzîdem Yolumda öldü kaç kez Derin deyip hatırla . - . - /. - - / . - . -/. - -
Bir kitapta okumuştum “ Hastane koridorları ilaç değil, acı kokar “ diye. O kadar haklı bir cümle ki...Hastaneye kırılan bir yerimiz için gitmek, grip için gitmek, ufak bir ameliyat için gitmek ya da başka nedenlerden dolayı gitmek kolaydır. Sıra beklemek, tahlil yaptırmak, sonuç beklemek ya da başka şeyler için beklemek kolaydır. Bunlar basit ve ufak nedenler. Bir o kadar da zor ve çok acı gerçekler de vardır ki oda değer verdiğin bir yakınını beklemek. Bazen kolay olabilir belki ama bazen de çok zordur. Bazı hastalar vardır ki her ne kadar kötü de olursa olsun öleceğini hissetmesine, bilmesine rağmen sevdiklerine iyiyim der. Bu da diğer bir acı gerçek. aslında herkes, orada yalan söylendiğini bilir, anlar ama asla belli etmez. Hastanın durumu kötüye gider, iyiyim der. Yakınları bunun farkında olur iyi olacaksın der. Herkes birbirini kandırır durur. En sonunda ise artık iyiyim diyen bir hasta olmaz, acısı giderek artmış ve umudunu yitirmiş yakınlar kalır. Acılarına acı eklenir yakınların. Bir daha sesini duyamayacak olmanın acısı, göremeyecek olmanın, aynı sofraya oturmayacak olmanın, kokusunu alamayacak olmanın ve türlü türlü şeylerin acısı... Her şeyin acısı yavaş yavaş eksilir ama dayanamamanın acısı giderek artar.Her şeyin bir sonu var değer bilin...
1000k