Her insan bir yetenek ile geliyor dünyaya. Yetenek dediğimiz şey çok çok çeşitli olsa da genellikle sanat dalları gelir aklımıza. Onlar daha özel yeteneklerdir çünkü. Kimisinin mesleği olur yeteneği, kimisinin hobisi. Kimileri de var ki, yeteneği nedir keşfetmeden göçer gider dünyadan. Zira bazı yeteneklerin ortaya çıkması için gerekli şartlara sahip değildir o insan.
Sanatsal yetenek doğuştan ortaya çıktığı gibi, yaşanmışlıklara bağlı olarak da çok sonraları çıkabiliyor ortaya. Genellikle maruz kalınan aşırı duygular tetikler bunları ki genellikle de acı olur o duygu.
Benim bu çeşit çeşit yetenekler arasında en özendiğim, keşke benim de olsa dediğim yetenek ise şiir yazmak. Ama öyle hareket eden her nesneye yazılmış şiirler değil tâbii ki kastettiğim.
Kendini ifade etmek, hislerini tanımlamak, karşı tarafa yansıtmak gerçek bir yetenek. Bunu bir şiirin ahengi içinde yapmak, bambaşka bir yetenek.
Ben sadece şiir konusunda değil, hislerimi göstermek, tarif etmek konusunda da inanılmaz beceriksiz bir insanım. Mesela bir arkadaşıma "nasılsın" diye soruyorum. Diyor ki;
"Durgun bir suyun dibindeki taş gibiyim"
Bu öyle bir cümle ki, tek kelime daha eklemeye gerek yok, başka bir soruya gerek yok! Çünkü hissediyorsun o durgun suyun ağırlığını, o taşın hareketsizliğindeki isteksizliği, yorgunluğu...
Bana sorsalar üç seçenek var; iyi, kötü, eh işte. Böyle cevap verince de haliyle yeni sorular geliyor ardından ve ben en iyi gösterdiğim duyguyu kullanıyorum o zaman; öfke! Öfke hislerini tarif edemeyen insanların çıkış kapısıdır. En kolay gösterilen duygu öfkedir zira.
Şiir yeteneği hayal gücüyle de doğrudan alakalıdır bence. Şair her zaman yaşadıklarını yazmaz, yaşayamadıklarını, yaşamak istediklerini, başkalarının yaşadıklarını da yazar. Bunları yazabilmesi için de o