Yazar daha çok evlilik konusu üzerinde durmaktadır. Toplumsal değerlere ve insan ilişkilerine dair gözlemler üzerinde özellikle çok durulmuş.
Yoğun gözlem yapması hem karekterleri hem duyguları derin analiz yapmaya yönlendirmektedir. Sevilirken sevenin neler düşünebileceği, sevmeme ihtimali, neyin karşılığı olarak sevildiği gibi objektif bakış açılarına çokca yer verilmiş. Bu durumda çok boyutlu bakış açılarına yer açılmış. Okurken herkes kendi hayatından parçalar bulacak, kesinlikle böyle denilen hisleri, cümleleri çok fazla desteklerken bulacaksınız kendinizi.
Yazarın kadın olması duyguların çok daha derin ve net ifade edilmesine sebep oluyor. Bu ifadede kendi kişisel hikayesi, aşık oluşu, umutsuzluğa kapılışı ve bir kadın olarak yaşamının manasını bulma arayışı kitaba çok yoğun bir şekilde yansımıştır.
Klasik bir aşk romanı olsa da dönemin zihniyetini aile ilişkilerini, toplumsal baskıları, önyargıları ve gururu özümsebilmek için çok güzel bir rehber ortaya çıkartılmış Jane Austen tarafından.
Kitabın bahsi geçen dönemde günümüzde olduğu gibi adalet ve eşitlikten yoksun olduğunu görmekteyim. Bu yoksunluğa karşı gelme şekli günümüzdeki fikirler ve uygulamalardan çok da uzak olmadığını, düşüncelerin farklılaşmadığını söylemek de mümkün.
Sonuç olarak mutlu evlilikten başka bir çözüm üretilemeyen kısır döngü yorumu denilebilir.
Dış düşüncelerden uzak, önyargıdan ve kötü niyetten uzak her sevgi eninde sonunda saf ve temiz olarak kendini bulacaktır ve katıksız sevene bulduracaktır. İşte o zaman gerçek sevgi ile mutluluk daim olacaktır.
Keyifli okumalar diliyorum..
Gurur ve ÖnyargıJane Austen · Kapra Yayıncılık · 202197,9bin okunma
Servet-i Fünun Edebiyatı dönemi özelliklerini en güzel anlatan, realizmi en belirgin şekilde ifade eden Halit Ziya Uşaklıgil okuyucusuna sanki kitap değil bir film ya da tiyatro izleyicisi lezzetini tattırıyor. Betimlemeler o kadar gerçekci o kadar etkileyici ki kitabın içinde yaşıyorsun adeta. Dönemin yazarlarının karamsar olması sebiyle sürekli her durumdan, her olaydan kaçış özellikle ön planda tutulmuş. Bu o kadar derin işlenmiş ki Ömer Behiç'in her kaçışında onu durdurmak ister gibi, durmayıp gidişinde ise her şeyini ailesine feda etmiş koca yürekli Vedide ile kalmış buluyorsun kendini. Kendi kültürüne sahip çıkamayan Ömer Behiç; ailesine, Leylasına, Selmasına, asla hakkettiği değeri göremeyen Vedide'ye ve kendisine sahip olamayışını öyle kahredici aksettiriyor ki taklit eden toplumların mutsuzluğa mahkûm oluşunun sonucuna vardırıyor. Bunun sonucunda mutsuz çocuklar, mutsuz evler, mutsuz hayatlar ve yozlaşmış toplum...
Kitabı kapattığımda anladım ki hangi dönemin içinde olursak olalım toplumsal baskılar devam ettiği sürece, insanlar kendi içlerinde ahlak, insaniyet, namus, aile, değerleri ve en önemlisi kendisiyle içsel savaş halinde iken kırık hayatlar hep olacak ve hiçbir zaman onarılamayacak..
Sonrası hiçbir şey olmamış gibi devam ettirilmeye çalışılan hayatlar, yüzünde bir değil sayısız maskesi ile dolaşan insanlar, kendi yüzünü unutmuş yüzsüz zavallı biçareler...
"Herhangi bir konu için önyargılarımızı, bakış açılarımızı kendi gözümüzden ve toplumdaki bakış açıları ile tekrar tekrar sorgulamamıza sebep olan, anlatılmak istenenin her okuyucu ile ayrı tamamlanabileceği bir eser.."
"Yoğun duygu olarak Aşk dan bahsedilen kitap bence dikkat çekilenin aksine yasak aşkı anlatıyor. Aldatma aşk olarak görülüp aldatılan değil aldatanın yasak tarafı ön planda tutulmuş. Bu kitapta bahsedilende ben aşk tarafıyla değil yasak tarafıyla ilgilendim. Bana geçen duygu AŞK değil ihanetti. Aşk hikayesi olarak değerlendiremediğim ve en çok beğenilen aşk kitapları değerlendirmelerine eleştirisel yaklaşımlarda bulundum."