“İnsan bazen evinde otururken de yağmura yakalanmış gibi hissedebilir Mine. Emin ol, evde otururken de öyle hissediyordum. Yağmurun altında kaldığımda hiçbir şey değişmeyecek...”
“Arkadaşına neden vurdun Mine?”
“Yüzümdeki sivilcelerle dalga geçiyor... Ve saçlarımdaki şeylerle... kepeklerle. Öğretmenim, ben pis değilim. Saçlarımdaki kepeklerin stresten olduğunu söylüyorlar.”
“Güzeller güzeli kızım, saçlarındaki kepekten de yüzündeki sivilcelerden de onlara ne? Ne derlerse desinler, gülüp geç. Bak Mine, bazen içimizde yaşadığımız sıkıntılar dışımıza vurur. İçimizdeki sıkıntılar ne kadar büyükse biz de o kadar güçlüyüzdür. Bazen içimizdeki sıkıntılar saçlarımızı döker, bazen bize tırnaklarımızı yedirir, bazen yüzümüzde sivilceler çıkartır, bazen saç derimizi döker, ellerimizi titretir, midemizi bulandırır, bizi zayıflatır ya da bize kilo aldırır. Hayat bu, güzel kızım. Sen yüzündeki sivilceden ibaret değilsin, sen saçlarından ibaret değilsin, sen dışardan nasıl görünüyorsan öyle değilsin. Mine Uysal aynanın karşısındaki kız değil. Mine Uysal nerede, biliyor musun?”
“Nerede öğretmenim?”
“Burada.” Eli kalbimde, gözleri gözlerimdeydi. Gözlerimden birer damla yaş akmıştı, sadece birer damla...