Aşağı bakıyoruz, herkes birbirini yiyor sonra başımızı kaldırıyoruz. Yukarıda her şey öylesine sakin, huzur dolu ki. Bu arada bizler yukarı çıkmamıza engel olan karanlık bir ağla sarılmışız, önümüzde kurşun işlemez bir duvar. Üstümüze geliyor. Yıkıldı yıkılacak, yıkılmadı daha ama yıkılacak. Elimden gelen ağlayıp yakarmak, "N'olur şu karanlık dağılsın, bir yol açılsın önümüzde!" diye.
Bir odadan bir odaya, bir kattan bir kata, kanatları koparılmış, kötü bir karanlık içinde, başım kafesin tellerine çarpan bir kuş gibi dolanıp duruyorum. İçimden bir ses, "Dışarı çık, gül, oyna, temiz hava al!" diye sesleniyor. Elimi kıpırdatacak halim kalmadı, nerde! Zaman çabuk geçsin diye yatağa atıyor kendimi; uyumaya başlıyorum. Bu sessizliği, bu dinmez korkuyu gidermek için başka ne yapayım bilmem ki!
Dışarıdan gelen haberler kötüleşedursun, umudumuzu, direnme aşkımızı diri tutan radyonun o büyülü sesi oluyor. "Üzülmeyin," diyor, "sıkı durun; iyi günler ileridedir."